Ayrıntılı İşe İade Davası Süreci: Şartlar, Süreler ve Tazminatlar
İşe İade Davası şartları, başvuru süreleri, arabuluculuk, dava süreci, işe başlatmama tazminatı ve işçinin yasal haklarını ayrıntılı öğrenin.
DEVAMINI OKU »
Kamu görevlilerinin (memurların) emeklilik şartları göreve başlama tarihine ve cinsiyete göre değişiklik göstermektedir. Genel durum aşağıdaki tabloda şematize edilmiş olsa da, alt normlar ve getirilen istisnalar sosyal güvenlik mevzuatını iyice karmaşık hale getirmektedir. Sosyal güvenlik mevzuatımızın bu derece karmaşık olmasının en temel nedeni, sistemde sürekli yapılan köklü reformlar ve bu reformlar yapılırken eski çalışanların haklarını korumak için getirilen "geçiş dönemi" kurallarıdır. Türkiye'de sosyal güvenlik sistemi tek bir çatı (SGK) altında birleştirilmiş gibi görünse de, arka planda devasa bir kanunlar, tarihler ve statüler labirenti barındırır.

Kamu görevlileri emeklilik şartları karşılaştırma tablosu.
Karşılaştırma tablosunu tam boyutta inceleyin
Ön bilgi olarak şunu ifade etmeliyiz ki 2008 yılı Ekim ayı başında yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Emekli Sandığı sistemi değiştirilmiş olsa da, 15 Ekim 2008 tarihinden önce ilk defa memurluğa ya da bu kapsamda sayılan kamu görevlerine başlamış olan (eski memur/iştirakçi) kişiler için emeklilik hakları, maaş hesaplamaları ve ikramiye koşulları yönünden 5434 sayılı kanun hükümleri uygulanmaya devam etmektedir.
Bu çalışmamızın konusu ise kamu görevinden (KHK, disiplin kurulu kararı, memuriyet şartlarını kaybetmesi vb. nedenlerle) çıkarılıp da farklı statülerdeki hizmetleri 2829 sayılı yasa kapsamında birleştirilerek 5434 sayılı yasa kapsamında emekli olanların emeklilik ikramiyesi alabilmelerine dönük mevcut durumun irdelenmesidir. Bu kapsamdaki kişiler üç kategoride ele alınabilir.
Birinci Kategori: Hizmetlerinin tamamı kamu görevinde geçen kişiler olup bu kişiler 5434 sayılı yasaya tabi olarak emekli aylığı almaya hak kazandığı takdirde, kamu görevinden ne şekilde ayrılmış olursa olsun kendisine hizmet süresi ile orantılı olarak emekli ikramiyesi ödenmektedir.
İkinci Kategori: Kamu hizmet süresi tek başına emekli olabilmek için yeterli olduğu halde kamu dışında (4/a (SSK) ve 4/b (Bağ-Kur)) geçen hizmetleri birleştirilerek / kamu hizmetine eklenerek emekli edilmiş olan kişilerdir. Bu kişilerle ilgili daha önceleri, 1475 sayılı İş Kanunu’nun kıdem tazminatı ile ilgili hükümleri kıyasen uygulanmakta ve kıdem tazminatı alabilme koşullarını karşıladığı takdirde kamu hizmetleri ile orantılı olarak emekli ikramiyesi ödenmekte idi. Fakat KHK veya disiplin hükümleri gereğince kamu görevinden çıkarılma hali “işverenin haklı nedenle iş akdini feshi” olarak nitelendirilerek, tıpkı işverenin işçiyi haklı nedenle işten çıkardığında işçinin kıdem tazminatına hak kazanamadığı gibi, KHK ile kamu görevinden -haklı nedenle- çıkarılan kamu görevlisine de emekli ikramiyesi ödenmemekte idi. Bu husus çokça idari davaya konu olmuş nihayetinde kamu hizmet süresi tek başına emekli olabilmek için yeterli olan ancak birleştirilmiş hizmet süreleri üzerinden emekli olan kişilere, kamu hizmetinin ne şekilde sona erdiğine bakılmaksızın emekli ikramiyesi ödenmesi gerektiği içtihat haline geldikten sonra Sosyal Güvenlik Kurumu da mevcut uygulamasında değişikliğe gitmiş, kamu görevinden çıkarıldıktan sonra birleştirilmiş hizmet süreleri üzerinden emekli olan kişilere, eğer kamu hizmet süresi tek başına emekli olabilmek için yeterli ise, kamu hizmeti ile orantılı olarak emekli ikramiyesi ödemeye başlamıştır.
Üçüncü Kategori (Asıl Çalışma Konumuz): Kamu görevinden çıkarılıp da kamu hizmet süresi tek başına emekli olabilmek için yeterli olmayan ve fakat ihraç öncesi ya da sonrası kamu dışında (4/a (SSK) ve 4/b (Bağ-Kur)) geçen hizmetleri birleştirildiği takdirde emeklilik hakkı kazanan kişilerdir. SGK’nın güncel uygulaması bu kapsamda olan kişilere 5434 sayılı Yasa’nın 89. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca emekli ikramiyesi ödenmemesi yönündedir.
Bu kategorileri basitleştirmek gerekir ise hizmetinin tamamı memuriyette geçen yahut başka statülerde birleştirilmiş hizmeti olsa da kamu hizmet süresi emeklilik için yeterli olan bir kişi ihraç edilse dahi ayrılma şekline bakılmaksızın ikramiyesini alabilmektedir. Fakat kamu hizmet süresi emeklilik için yeterli olmayan, emekli olabilmek için gerekli hizmet süresini diğer statülerde prim ödemek sureti ile tamamlamak zorunda olan bir kişi, eğer kamu hizmeti ihraç ile neticelenmiş ise, eksik kamu hizmeti bir gün bile olsa hiç emekli ikramiyesi alamamaktadır.
İşte bu husus da çokça idari davaya ve bireysel başvuruya konu edilmiş olup nihayetinde Anayasa Mahkemesi’nin 2019/41241 sayılı bireysel başvuru kapsamında 25.02.2025 tarihinde verdiği Fikret ASLAN kararında, birleştirilmiş hizmet süreleri üzerinden emeklilik aylığı bağlananlara emekli ikramiyesi ödenebilmesi için kamudaki görevinin kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona erme koşulu aranmasının Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 10. maddesinde güvence altına alınan ayrımcılık yasağını ihlal ettiğini ortaya konmuştur.

Hizmet birleştirmesi, üç hizmet kategorisi ve 25.02.2025 tarihli AYM Fikret Aslan kararının makaledeki değerlendirmesini özetleyen infografik.
İnfografiği tam boyutta inceleyin
Burada SGK’nın kamudaki hizmet süresi tek başına emekli olmak için yeterli olanlar ile emekli aylığı alabilmek için kamu dışındaki hizmetlerini kamudaki hizmetleri ile birleştirmek zorunda olanlar arasında emekli ikramiyesi ödenmesi noktasında emeklilik hakkı ile mülkiyet hakkına orantısız müdahale teşkil eden bir uygulama yaptığı görülmektedir.
Zira ikisi de aynı dönemde kamu görevine başlayan fakat biri kamu hizmetinden emekli olabilmek için öngörülen asgari sürenin tamamını kamuda tamamladıktan sonra kamu görevinden çıkarılan, diğeri ise kamu hizmetinden emekli olabilmek için öngörülen asgari sürenin tamamını kamuda tamamlamadan kamu görevinden çıkarılan, eksik kalan primleri ise memuriyet öncesi ya da sonrasındaki 4/a (SSK) ve 4/b (Bağ-Kur) hizmetlerini kamu hizmetleri ile birleştirmek sureti ile tamamlamış olan iki kişiyi ele alalım.
İlk kişi tıpkı müvekkilim gibi OHAL KHK'sı kamu görevinden çıkarılmış olsa dahi emekli olabilmek için gerekli sürenin tamamını (kadınlarda 20 yıl/7200 gün, erkeklerde 25 yıl/9000 gün) kamu görevinden çıkarılmadan önce kamu hizmetleri ile tamamladığı için kaç yıl hizmet gördü ise yıl x brüt maaş tutarında emekli ikramiyesi alabilmektedir. Fakat ikinci kişi emekli olabilmek için gerekli sürenin tamamını (kadınlarda 20 yıl/7200 gün, erkeklerde 25 yıl/9000 gün) kamu görevinden çıkarılmadan önce kamu hizmetleri ile tamamlayamadığı için eksik olan kısmı kamu dışındaki hizmetleri ile tamamlamış olsa dahi hiç emekli ikramiyesi alamamaktadır.
Esasen ilk durumdaki kişi OHAL KHK'sı ile kamu görevinden çıkarıldığı halde emekli ikramiyesini tam olarak alabildiği için Yasa'nın OHAL KHK'sı ile kamu görevinden çıkarılmayı başlı başına emekli ikramiyesi almaya engel görmediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu iki kişi arasındaki tek fark kamudaki hizmet süresinin tek başına emeklilik için yeterli olup olmaması noktasındadır. Kamudaki hizmet süresi tek başına emeklilik için yeterli ise çalıştığı yıl sayısınca brüt aylık tutarında emekli ikramiyesi alabilirken, kamudaki hizmet süresi tek başına emeklilik için yeterli olmayan kişi bu süre 1 gün dahi eksik olduğunda hiç emekli ikramiyesi alamamaktadır.
Üst paragrafta ifade edilen uyuşmazlık Anayasa Mahkemesi önüne 2019/41241 başvuru numarası ile gelmiş ve 25.02.2025 tarihinde mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 10. maddesinde güvence alınan ayrımcılık yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 10. maddesinde güvence alınan ayrımcılık yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 7. İdare Mahkemesine (E.2017/2044, K.2018/386) GÖNDERİLMESİNE, İhlalin kanundan (5434 sayılı Kanun 89. maddesinin ikinci fıkrası) kaynaklanması nedeniyle de kararın Türkiye Büyük Millet Meclisine BİLDİRİLMESİNE karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi bahse konu Fikret ASLAN kararında ilk tespit edilmesi gereken hususun emekli aylığına hak kazanılan sürenin tamamını 5434 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında geçirdikten sonra kamudaki görevinden çıkarılanlarla emekli aylığına hak kazanılan sürenin bir kısmını geçirdikten sonra görevinden çıkarılanların kıyaslanabilir ve benzer durumda olup olmadığı şeklinde belirlemiştir. Bunun ardından ise;
"Kamu görevinde iken emekli aylığı için gerekli 25 yıllık sigortalılık süresinin bir kısmını (23 yılını) 5434 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında geçirdikten sonra görevinden çıkarılan başvurucunun talep ettiği ikramiye anılan kapsamda geçen 23 yıllık süreye ilişkindir. Bu itibarla başvurucunun durumunun kamudaki görevinden 25 yıllık sürenin ardından çıkarıldığı hâlde kıdem tazminatına hak kazanma şartları aranmadan ikramiye ödenen kişilerle benzer olduğu söylenebilir. Buna göre kamudaki görevinden çıkarıldığı hâlde emekli aylığı bağlanması için somut olayda gerekli 25 yıllık süreyi kamuda geçirdikleri için ikramiye ödenenler ile emekli aylığı için gerekli olan sürenin bir kısmını kamuda geçirdiği halde söz konusu süreyi hizmet birleştirmesi suretiyle sağlayanlar (dolayısıyla kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygunluğu arananlar) karşılaştırılabilir kategoriler oluşturmaktadır. Diğer bir deyişle emekli aylığına hak kazandıracak gerekli süreden sonra kamudaki görevinden çıkarılanlar ile gerekli süre dolmadan ancak söz konusu sürenin bir kısmını anılan kapsamda geçirdikten sonra kamu görevinden çıkarılanların emekli ikramiyesi ödenmesi için kıdem tazminatı şartlarına tabi tutulma yönünden benzer durumda oldukları söylenebilir. Zira söz konusu kişilerin hukuki durum ve statüleri benzerdir. Aralarındaki yegâne fark emekli aylığına hak kazanıp kazanmama (somut olayda 5434 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında 23 ve 25 yıl çalışma) bakımındandır.
İlgili kanun hükümlerine göre emekli ikramiyesi için öncelikli şart, kişinin Emekli Sandığına tabi görev süresiyle emekli aylığına hak kazanmasıdır. Emekli aylığı için anılan kapsamdaki görev süresi yeterli olmayıp diğer sigortalı çalışmasıyla bu süreyi tamamlayanlar için -hangi sigortalılığın önce olduğuna bakılmaksızın- ikinci bir şart daha öngörülmektedir. Bu şarta göre kamudaki görevin 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermesi gerekmektedir. Bu koşulun hizmet birleştirmesi suretiyle aylık bağlananlarda aranması emekli ikramiyesine hak kazanılması yönünden farklı bir muamele teşkil eder. " tespitini yapmıştır.
Anayasa Mahkemesi benzer durumdaki kişilere farklı muamele yapıldığını tespit ettikten sonra farklı muamele için nesnel ve haklı bir sebebin var olup olmadığına odaklanmıştır. Bu hususta vardığı kanaati ile şu cümlelerle ifade etmiştir.
"Sosyal hukuk devleti, toplum ve çalışma yaşamında adalete ve eşitliğe dayalı bir hukuk düzeni kurmak durumundadır. Anayasa'nın 2. ve 60. maddeleri uyarınca, devlet tarafından sosyal güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanmasına elverişli ortamın yaratılması ve bu anlamda sosyal güvenlik alanında getirilecek bir haktan aynı sosyal güvenlik kurumu içinde yer alan ve temelde birbirine yakın konumda bulunan tüm iştirakçilerin adalet ve hakkaniyet ölçüleri içinde yararlanmalarını öngören düzenlemelerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Aynı durumda bulunan kişilerin kanunun öngördüğü haklardan aynı esaslara göre yararlandırılmaları Anayasa'nın 10. maddesinde ifade edilen eşitlik ilkesinin de bir gereğidir (AYM, E.2013/111, K.2014/195, 25/12/2014).
Devletin desteğine bağlı olan sosyal hakların en önemlisi sosyal güvenlik hakkıdır. Emekli ikramiyesi; emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı almaya hak kazanan kamu çalışanlarına çalışma hayatında istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince yapılan bir ödeme türü olup Anayasa'nın 60. maddesinde öngörülen sosyal güvenlik hakkı kapsamındadır. Kanun koyucunun emekli ikramiyesinin miktarını ve ödenme koşullarını belirleme konusunda anayasal ilkelere aykırı olmamak, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla düzenleme yapma yetkisi bulunmaktadır. Ancak kanun koyucu, Anayasa'nın 60. maddesi uyarınca sosyal güvenliği sağlama görevini yerine getirirken, anılan yetkiye dayanarak emekli ikramiyesiyle ilgili keyfî ya da bu haktan yararlananlar arasında eşitsizliğe neden olacak düzenlemeler yapamaz (AYM, E.2013/111, K.2014/195, 25/12/2014).
Ayrıca benzer durumlarda farklı bir muamelenin gerekip gerekmediği veya ne ölçüde gerektiğinin değerlendirilmesi bakımından da kamu makamlarının belirli bir takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Ancak bu takdir yetkisinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı yönünden bir sınırının olduğu da kuşkusuzdur. Mülkiyet hakkına müdahale edilirken aynı konumdaki kişilere farklı muamele yapılmasına neden olan kamu makamlarının bu farklılığı haklı kılabilecek makul ve nesnel gerekçeler sunabilmesi gerekmektedir (Bedrettin Morina, § 49). Bu bağlamda emekli ikramiyesi koşullarının belirlenmesi kural olarak kamu makamlarının takdir yetkisinde olmakla birlikte müdahalenin makul ve nesnel bir gerekçeye dayalı olmadan ayrımcı bir şekilde uygulanmaması da zorunludur. Yukarıda yapılan açıklamalar bir bütün olarak dikkate alındığında kanun hükmünün kamudaki görevinden ayrılanlara ikramiye verilmesinin önünü açan Anayasa Mahkemesinin iptal kararına dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Kanun koyucunun kamu hizmetinde istikrar ve devamlılığın temin edilmesi, sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği ve aktüeryal dengenin sağlanması gibi amaçları gözeterek emekli ikramiyesi ödenmesi konusunda emekli aylığı için gerekli hizmetlerinin tamamı 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi kapsamında geçenler, başka bir deyişle hizmet birleştirmesi yapmaksızın emekliye ayrılabilecekler ile hizmet birleştirmesi yaparak emekliye ayrılabilecekler arasında bir fark öngörme konusunda takdir yetkisine sahip olup ikinci kategoride yer alanlar için birinci kategorilerdekilerden farklı koşullar öngörülmesinin nesnel ve haklı bir nedeni olmadığı söylenemez."
Görüleceği üzere Anayasa Mahkemesi hizmet birleştirmesi yapmaksızın emekliye ayrılabilecekler ile hizmet birleştirmesi yaparak emekliye ayrılabilecekler arasında farklı muamele yapılabilmesinin nesnel ve haklı bir nedeni olmadığı söylenemez sonucuna varmıştır. Bu değerlendirmeden sonra ise farklı müdahalenin orantılı olup olmadığı hususunu tartışmıştır. Bu başlık altında ise "Farklı muameleyle ulaşılmak istenen meşru amaç ve başvurucunun mülkiyet hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır. Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında farklı muamelenin kişiye yüklediği külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir (Ayşe Tezel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/14186, 20/10/2022, § 88). Anayasal bir güvence olan eşitlik ilkesi, nesnel ve haklı bir sebebi bulunsa bile farklı muamelenin farklı muameleye maruz kalana orantısız bir külfet yüklenmemesini gerektirir (Mehmet Fatih Bulucu, § 77). Hizmetlerinin tamamını 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi kapsamında geçirenler, başka bir deyişle hizmet birleştirmesi yapmaksızın emekliye ayrılabilecekler ile hizmet birleştirmesi yaparak emekliye ayrılabilecekler arasında emeklilik ikramiyesi ödenmesinde bir fark öngörme bakımından kanun koyucu takdir yetkisine sahip ise de karşılaştırılabilir gruplar arasında ortaya çıkacak farklılığın orantılı olması gerekir. Hizmetlerinin tamamını 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi kapsamında geçirenlere kamu görevinden çıkarıldığında emeklilik ikramiyesi tam olarak ödendiği halde 5434 sayılı Kanun'un 89. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hizmet birleştirmesi yaparak emekliye ayrılanlara hiç emekli ikramiyesi ödenmemektedir. Burada 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi kapsamında geçirilen sürenin çok uzun olması, 25 yılı tamamlamak için bu kanun hükmü dışındaki mevzuata göre çalışılan ve birleştirilen sürenin 1 ay bile olması durumu değiştirmemektedir. Nitekim somut olaydaki gibi 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi kapsamında 23 yıllık hizmeti bulunan, sadece başka mevzuat kapsamındaki iki yıllık çalışma süresini birleştiren başvurucuya -bu mevzuata göre çalıştığı süre ile orantılı olarak da olsa- emeklilik ikramiyesi ödenmemişken aynı nedenlerle kamu görevine son verilen, 25 yıllık süresini anılan mevzuat kapsamında geçirenlere emeklilik ikramiyesi tam ödenmiştir. Bu durumda karşılaştırılabilir gruplar arasında ortaya çıkan farklılığın açıkça orantısız olduğu sonucuna varılmıştır. " şeklindeki değerlendirmeler ile farklı muamelenin nesnel ve haklı bir nedeni olsa dahi orantılı olmadığını ortaya koymuştur.
Görüleceği üzere Anayasa Mahkemesi, farklı muamelenin nesnel ve haklı bir nedeni olsa dahi orantılı olmadığını ve mülkiyet hakkı bağlamında ayrımcılık yasağını ihlal ettiğini net bir şekilde ortaya koymuştur.
Bireysel başvurular hakkında verilen kararların her ne kadar yalnızca tarafları için kesin hüküm niteliği taşıdığı ve bağlayıcı olduğu tartışılsa da, AYM'nin kararının bir bütün olarak ele alındığında bir pilot karar niteliği taşıdığı ve TBMM'ye kanun değişikliğine gidilmesi için bir doğrudan çağrıda, yerel mahkemeye ise ilgili Kanun maddesini norm denetim için itiraz yolu ile önüne getirmesi için çağrıda bulunduğu açıktır. Zira 2019/41241 sayılı Fikret Aslan kararı, AYM önüne gelen benzer nitelikteki bireysel başvurular (2020/9559 sayılı İrfan Yazıcı kararı, 2020/6111 sayılı Mehmet Uzdu kararı vs.) için yinelenmiş, AYM bu konu hakkında istikrarlı bir içtihat oluşturmuştur.
Keza aynı konuda açılan bazı davalarda derece mahkemeleri bekletme kararı alarak 5434 sayılı Yasa'nın 89. maddesinin ikinci fıkrasının iptali talebini Anayasa Mahkemesi önüne itiraz yolu ile götürmüşlerdir. (Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesi'nin 24.12.2025 tarih ve E:2025/875 sayılı bekletme kararı, Ankara 19. İdare Mahkemesi'nin 15.01.2026 tarih ve E:2025/1427 sayılı bekletme kararı. Kararlarda ve itirazlarda Anayasa'ya aykırılığın yapısal sorunlardan kaynaklandığı ve sorunun ancak ihlale esas teşkil eden kanunun değiştirilmesiyle mümkün olduğu açıkça belirtilmiştir.
Ankara 14. İdare Mahkemesi E:2025/1395 K:2026/273 sayılı işbu dava ile konusu aynı olan emsal davaya dair güncel kararında:
"Bu durumda; 5434 sayılı Kanunun 89. maddesinin atıfta bulunduğu 1475 sayılı Kanunun 14. maddesi hükmü dikkate alındığında emekli ikramiyesinin ödenemeyeceği anlaşılmakta ise de; Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan ihlal kararı göz önünde bulundurulduğunda, Emekli Sandığı'na bağlı olarak geçen hizmet süresinin tek başına yeterli olması halinde görevin ne şekilde sona erdiğine bakılmadan emekli ikramiyesi ödeneceği halde hizmet süresinin tek başına emekliliğe yeterli olmaması durumunda kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak hizmetin sona ermiş olma koşulunun aranması sonucu emekli ikramiyesine hak kazanma bakımından davacıya orantısız külfet yüklenerek mülkiyet hakkıyla bağlantılı ayrımcılık yasağını ihlal ettiği sonucuna varılmış olduğundan, davacının emekli ikramiyesi ödenmesi isteğiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, Anayasanın 125. maddesinde yer alan; “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” hükmü gereğince, dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığından, dava konusu işlem nedeniyle davacının 5510 sayılı Yasanın 4/1-(c) bendine (5434 sayılı Yasa) tabi fiili hizmetlerine karşılık yoksun kaldığı emekli ikramiyesinin davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerekmektedir." şeklindeki gerekçe ile dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir.
Derdest davalarda idari yargı makamlarının, Anayasa'ya aykırılığı Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile tespit edilmiş bir kanun hükmünü uygulamakta ısrar etmesi, hukuk devletinin en temel gereklerinden biri olan eşitlik ilkesini ihlal edecek, haklı beklenti ve hakkaniyet ilkelerine aykırı olacaktır. İdari yargı makamlarının yapması gereken; AYM kararı doğrultusunda, temelini Anayasa'da bulan sosyal güvenlik hakkı ve eşitlik ilkesine uygun olarak, davacıların birleştirilmiş hizmet süreleri üzerinden kamu hizmetinde geçen sürelerine karşılık emeklilik ikramiyesine hak kazandığını tespit etmektir.
Anayasa kurallarının bağlayıcılığını düzenleyen Anayasa'nın 11. maddesi ve hâkimin öncelikle Anayasa kurallarını dikkate alarak uyuşmazlıkları çözmesini emreden Anayasa'nın 138. maddesi hâkimin Anayasa'ya uygun karar vermesini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda Anayasa'nın 152. maddesinin de hâkime davada uygulayacağı kanun hükmünün Anayasa'ya uygun olup olmadığını inceleme görevi yüklediğine dikkati çekmek gerekir. Bu açıdan 5434, 2829 yahut 1475 sayılı Yasalardan önce anayasal güvenceler gözetilmelidir.
İdari yargı makamlarının doğrudan emekli ikramiyesi ödenmesi yönünde karar ver(e)memesi durumunda ise, AYM kararında teşvik edildiği üzere, 5434 sayılı Kanunun Anayasa'ya aykırı 89. maddesinin itiraz yolu ile iptalini sağlamak için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması veya bu konuda halihazırda AYM'ye yapılmış olan itirazların neticesinin beklenmesi gerekmektedir.
Şu an yüksek mahkemenin önünde olan ve kuvvetle muhtemel yasa iptali ile sonuçlanacak olan bu itirazlar, emsal idare mahkemesi kararlarında olduğu gibi dikkate alınmalı ve Anayasa'ya aykırılığı netleşen yasa kuralı uyarınca karar vermekten kaçınılmalıdır.
Evet AYM’nin Fikret ASLAN kararındaki açıklamalara rağmen, Anayasa’daki sosyal güvenlik hakkına dair ilkeleri değil de 5434 sayılı yasanın 89. Maddesinin 2. Fıkrasına göre ikramiye taleplerini reddeden SGK’yı haklı bulan idare mahkemeleri de vardır. Eğer Anayasa Mahkemesi’nce 5434 sayılı yasanın 89. Maddesinin 2. Fıkrası’nın itiraz yolu ile iptali talebi, bu davalar istinaf yahut temyiz kanun yolunda iken kabul edilse dahi, idari davanın davacılar lehine dönmesine yol açacaktır.
Anayasa Mahkemesi’nin Fikret ASLAN ve sonrasındaki benzer kararlarının bu konuda yeni bir hukuki durum yarattığında şüphe yoktur. Kamudan ihraç edilip de hizmet birleştirmesi ile emekli olanların, oluşan bu yeni hukuki durumu gerekçe göstererek kamu hizmetlerine karşılık ikramiye ödenmesini SGK’dan talep etmeleri, açık yahut zımni bir ret cevabına karşı ise 60 günlük yasal süre içinde idari yargı yoluna başvurmaları, bu anayasal hakkın teslim alınması için elzemdir.
Hizmet birleştirmesi yaparak emekli olmanıza rağmen kamu hizmetinde geçen süreye karşılık emekli ikramiyesi ödenmesi talebiniz SGK tarafından ret mi edildi? Anayasa Mahkemesi'nin ve idare mahkemelerinin güncel emsal kararları doğrultusunda, emekli ikramiyenizi hukuki yollarla geri almanız mümkündür.
Dava açma sürelerini kaçırmamak ve anayasal haklarınızı doğru hukuki argümanlarla savunmak adına alanında uzman kadromuzdan destek alabilirsiniz. Süreç yönetimi, idari başvuru ve iptal davası aşamaları hakkında detaylı bilgi ve hukuki danışmanlık almak için Hukuk Büromuz ile hemen iletişime geçebilirsiniz.
Gönderiler
İşe İade Davası şartları, başvuru süreleri, arabuluculuk, dava süreci, işe başlatmama tazminatı ve işçinin yasal haklarını ayrıntılı öğrenin.
DEVAMINI OKU »Öncelikle madde metni üzerinden suçun nasıl düzenlendiğine bir bakmak kanunda yapılan değişiklikleri ve Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararını anlamak
DEVAMINI OKU »TBK 323 kapsamında kira ilişkisinin devri şartlarını öğrenin. İşyeri ve konut kirası farkları, yazılı rıza ve Yargıtay kararlarıyla devrin hukuki sonuçları.
DEVAMINI OKU »