Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu ve Etkin Pişmanlık

Anayasanın 19. Maddesiyle kişi hürriyeti ve güvenliği düzenlemiştir. Buna göre “herkes kişi hürriyetine ve güvenliğine sahiptir”.  Şeklinde ilk fıkrasında kural koyulduktan sonra devamında kişi hürriyetinin hangi hallerde kısıtlanabileceği (1) tahdidi olarak sayılmıştır.

Söz konusu Anayasal güvenceye paralel olarak TCK mad. 109 da kişiyi hürriyeti ve güveliğini ihlal eden fiiller suç olarak tanımlanmış ve yasal düzenleme halini almıştır. Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu TCK mad. 109’da düzenlenmiş, devamında söz konusu suçun Etkin pişmanlık Hükümleri TCK mad. 110 da düzenlenmiştir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Bırakma Suçu (TCK mad. 109)

“Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.” Şeklinde düzenlenmiştir. Kanun metni açıkça belirtildiği gibi failin mağduru serbestçe hareket etmesini engellemiş olması, suçun tipiklik unsurunun oluşmasına sebebiyet verir.

Maddenin ikinci fıkrası ve devamında suçun nitelikli halleri düzenlenmiştir.  Buna göre;

“(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3)  Bu suçun;
a)  Silahla,
b)  Birden fazla kişi tarafından birlikte,
c)  Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d)  Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e)  Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,
f)  Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.

(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.

TCK MAD. 109 gerekçesinde ;

Madde metninde kişi hürriyetinden yoksun kılma suçu tanımlanmıştır.  Bu suç ile korunan hukukî değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir. Kişiler, bir yerde kalma ve bir yere gitme konusunda tercihte bulunma serbestisine sahiptirler. Söz konusu suç işlenmekle kişinin bir yerde kalma ve bir yere gitme hürriyeti ihlâl edilmiş olmaktadır. Söz konusu suç, bir kimsenin hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılmasıyla oluşmaktadır. Örneğin kişinin bir yere kapatılması, bir yerde tutulması veya bir yere götürülmesi veya bir yere gitmekten men olunması fiilleri, bu tanıma göre ceza yaptırımını gerektirmektedir. Maddede geçen hukuka aykırı olarak ibaresi, hukukun izin vermediği hâlleri ifade eder. Örneğin bir suça ilişkin soruşturma kapsamında suç şüphesi altında bulunan kişinin ceza muhakemesi hukukunun gereklerine uygun olarak tutulması, gözaltına alınması veya tutuklanması hâllerinde, fiil hukuka uygundur ve bu suç oluşmaz.

Maddenin ikinci fıkrasında kişi hürriyetinden yoksun kılma suçunun cebir, tehdit veya hile kullanılarak işlenmesi, bu suç açısından daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli hâl olarak belirlenmiştir. Suçun temel şekli açısından cebir, tehdit veya hile kullanılmasına gerek yoktur. Örneğin kişi içeride uyumakta iken kapının kilitlenmesi hâlinde, söz konusu suçun temel şekli gerçekleşmiş olmaktadır.

Maddenin üçüncü fıkrasında, bu suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri sayılmıştır. Bu nitelikli hâllerden bir kısmı, suçun işleniş tarzına ilişkindir. Söz konusu suçun işlenmesi bakımından, silahlı olunması veya kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması, bir kolaylık sağlamaktadır. Kişi hürriyetinden yoksun kılma suçu, kişinin yerine getirdiği kamu görevi dolayısıyla işlenmiş olabilir. Suçun bu seçimlik nitelikli unsuru için, failin saiki önem taşımaktadır. Suçun işlendiği sırada kişi kamu görevlisi sıfatını taşımayabilir, örneğin emekliye ayrılmış olabilir. Keza, suç, kamu görevlisinin yakınına karşı da işlenebilir. Bir hâkimin verdiği karara tepki olarak oğlunun kaçırılması bu hâle örnek olarak gösterilebilir. Suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi de bu fıkra kapsamında bir seçimlik nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Suçun icra hareketlerinin birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi gerekir. Yani suçun işlenişi açısından müşterek faillik durumunun varlığı hâlinde, bu nitelikli unsur oluşur. Ancak, suçun icra hareketlerinin bir kişi tarafından gerçekleştirilmesine karşılık, diğer suç ortaklarının azmettiren veya yardım eden olması hâlinde, bu fıkraya göre ceza artırılamaz.

Suçun üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa karşı ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi de, üçüncü fıkra hükmüne istinaden cezanın artırılmasını gerektiren mağdurun şahsı itibarıyla seçimlik nitelikli unsurlar olarak kabul edilmiştir.

Maddenin dördüncü fıkrasına göre; bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması hâlinde, ayrıca bin güne kadar adli para cezasına hükmedilecektir. Dikkat edilmelidir ki, bu durumda, suçun netice nedeniyle bir ağırlaşmış hâli söz konusudur. Bu nedenle, failde bu neticeye yönelik kastın bulunması gerekmez. Bu hükmün uygulanabilmesi için, mağdurun ekonomik kaybının önemli miktarda olması gerekir.

Beşinci fıkra hükmüne göre, suçun cinsel amaçla işlenmesi, söz konusu suç açısından failin güttüğü amaç itibarıyla ayrı bir nitelikli unsur oluşturmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşmesi hâlinde verilecek cezanın ayrıca artırıma tabi tutulması gerekmektedir.

Altıncı fıkraya göre, kişi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Bu itibarla, kasten yaralama suçunun temel şeklinin gerçekleşmesi hâlinde, maddenin ikinci fıkrasına istinaden cezaya hükmedilmelidir(2). Şeklinde ifade edilmiştir.

Maddenin 765 sayılı eski TCK da ki karşılığı

Madde 179 da düzenlenmişti. Daha önceki kanun metnin de , pek çok farklı suç tipine ilişkin çeşitli düzenlemeleri içermekteyken yeni kanun metni daha sade, suçları  somutlaştıran , ağırlaştırılmış hallerinin düzenleyen, muğlaklığı gideren  kapsayıcı  bir düzenleme halini almıştır.

Kısaca değinecek olursak 765 sayılı kanun da “Hürriyet Aleyhine İşlenen Cürümler” başlıklı 2 babın “Şahsın Hürriyeti Aleyhine Cürümler” kısmında yer alırken yeni TCK da “Kişilere Karşı Suçlar” kısmının “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünde yer almaktadır. Yeni düzenlemeyle korunan hukuki yararda ki farklılık belirgin hale gelmiştir.

Önceki kanun da TBMM üyelerine karşı işlenmesi nitelikli hal olarak düzenlenmişti. Yenin kanunla birlikte nitelikli hallerden çıkarılmıştır.

ETKİN PİŞMANLIK

Kişinin işlediği suçlardan dolayı kendi özgür iradesiyle pişmanlığını dile getirmesi ve söz konusu suç nedeniyle meydana gelen zararları gidermesi, adaletin tesisinde yapıcı davranışlarıyla katkı sunması durumunda söz konusu hükümlerinden sanığın faydalanmasını sağlayan bir ceza hukuku kurumudur.

Etkin pişmanlık durumunda sanık ya hiç ceza almaz ya da ceza indiriminden faydalanır.  Etkin pişmanlık kanunda genel olarak düzenlenmemiş olup, belirli suç tiplerinde açıkça düzenlemiştir.

Etkin pişmanlık kurumunun amacına ilişkin olarak doktrinde “Suç ve ceza politikasının hayata geçirilmesinde ceza hukukunun önemli enstrümanlardan biri olarak karşımıza çıkan bu müessese, ceza hukukunun zımnen belirlediği amaçlarına ya da belirli faydalara ulaşılması kaydıyla, suç işlenmiş olmasına rağmen, devletin suçun failini ya da iştirak edenleri cezalandırılmaktan ya da bu kimseleri tam ceza ile yaptırıma tabi tutmaktan feragat ettiği bir müessese olarak ortaya çıkmaktadır”(3) şeklinde ifade etmektedir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Bırakma suçunda Etkin pişmanlık (TCK mad. 110 )

Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu kanunun yedinci bölümünde hürriyete karşı işlenen suçlar kısmında düzenlenmiştir.   Etkin pişmanlık hükmü de hürriyete karşı işlenen suçlarda sadece Kişiyi Hürriyetinden yoksun bırakma suçunda istisnai olarak düzenlenmiştir.   Buna göre;

Cezai yaptırımın azaltılmasına yönelik etkin pişmanlık şu şekilde ifade edilmiştir.

Etkin pişmanlık

            Madde 110- (1) Yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın, onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.” Şeklinde ifade edilmiştir.

Metninden hareketle failin Etkin pişmanlık hükümlerinin faydalana bilmesi için

  • TCK mad. 109 da düzenlenen, Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu tamamlanmış olmalı
  • Fail mağduru kendiliğinden serbest bırakmış olmalı
  • Henüz soruşturma başlamamış olmalı
  • Fail mağduru güvenli bir yere bırakmış olmalı
  • Fail mağdura bir zarar vermemiş olmalı

AÇIKLAMALAR

                Maddenin getirdiği düzenlemeye göre, hürriyeti kısıtlama(sınırlama) fiillerini işeyen birisi suç nedeniyle soruşturmaya başlamadan önce mağdurun şahsına zarar vermeden, kendiliğinden güvenli bir yere bırakması durumunda kanunda öngörülen cezanın üçte ikisine kadar indirilecektir.  Bu durum suç tamamlandıktan sonra gerçekleşmiş olması nedeniyle, etkin pişmanlık düzenlemesi kapsamında olacaktır. Serbest bırakma gerçek bir pişmanlık sonucu failin kendi hür iradesiyle gerçekleşmelidir, aksi durumda hükmün tatbiki mümkün değildir. Bununla birlikte, pişmanlığın hangi nedenlerle ortaya çıktığının bir önemi yoktur

Ancak önemle belirtmek gerekir ki; Bu suç mütemadi özellik gösterdiğinden, suçun icrası tamamlandıktan ve fakat sona ermeden önce etkin pişmanlık mümkün olabilir.  Suç tamamlanmadan evvel, icra hareketleri sona ermeden önce , örneğin ; kolundan tutularak bir eve  götürülen mağdurun yolda  bırakılması durumunda yani icra hareketleri yarım bırakılmış  ise etkin pişmanlık hükmü değil, “gönüllü vazgeçme” kuralı ( TCK m.36) uygulanmalıdır. Bu durumda fail ceza almayacak (teşebbüsten dolayı ) veya en azından fiilin tamam olan kısmı suç teşkil ediyorsa sadece ondan ceza alacaktır.

Maddenin uygulanması koşulları şöyle sıralanabilir

a–) Fail kendiliğinden serbest bırakmalıdır; failin hangi sebeple bıraktığının bir önemi yoktur. Ancak zorlamayla veya takip edilmesi nedeniyle yakalanacağını anladığı için serbest bırakılma halinde 110. madde uygulanamaz.

b-)Mağduru serbest bırakma, soruşturmaya başlanmadan önce olmalıdır; CMK’nın 2/1-e maddesi uyarınca yetkili merciin suç şüphesini öğrenmesi ile soruşturma evresi başlamaktadır. Bu nedenle, Savcılığın suç şüphesini öğrenmesi ve soruşturmaya değer görerek soruşturmaya başlaması anından itibaren , yani yetkili makamlar haberdar olduktan sonra fail mağduru bıraksa bile etkin pişmanlıktan yararlanılamaz.

c–) Mağdur, güvenli bir yerde serbest bırakılmalıdır; fail mağduru herkesin gelip geçtiği güvenli bir yere bırakmalıdır. Mağdurun ormanlık alanda bırakması, kimsenin göremeyeceği bir yere bırakmış olması durumunda bu bırakma güvenli bırakma sayılmayacaktır. Dolaysıyla mağdurun yaşamı veya sağlığı bakımından güvenli olmayan bir yer veya ortamda bırakılmış olması halinde madde uygulanamaz. Mağdurun kaçması durumunda da fail etkin pişmanlıktan faydalanamayacaktır.

d–) Mağdurun şahsına bir zarar verilmemiş olmalıdır; mağdura karşı cebir kullanılması, cinsel saldırıda bulunulması gibi hallerde maddeden yararlanılamaz. Zararın şahsa yönelik olması arandığından, mala verilen zararlar 110. maddenin uygulanmasını önlemez.

TCK mad. 110 Gerekçesi

“Madde metninde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu açısından etkin pişmanlık hâli düzenlenmiştir. Etkin pişmanlık için, suç tamamlandıktan sonra, mağdurun güvenli bir yerde serbest bırakılması gerekir. Bunun, kendiliğinden olması, yani herhangi bir zorlama olmadan gerçekleşmesi gerekir. Ayrıca, etkin pişmanlığın, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce gerçekleşmesi gerekir. Soruşturma makamlarının işe el koymasından serbest bırakma hâlinde, etkin pişmanlık hükmünden yararlanılamayacaktır.

Etkin pişmanlıktan yararlanılabilmesi için, hürriyetinden yoksun kılınan mağdurun şahsına zarar verilmemelidir.

Etkin pişmanlık hâlinde, kişinin cezasında belli bir oranda indirim yapılması gerektiği kabul edilmiştir.”(2)

ETKİN PİŞMANLIK UYGULANMASI VE SONUÇLARI

            Soruşturmaya başlanmadan, zarar meydana gelmeden, güvenli bir yere bırakılması durumunda fail etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilecektir. Buna göre, Cumhuriyet savcısı, TCK m.110’da yer alan etkin pişmanlık hükmünün şartlarının gerçekleştiğini kanaatinde olsa bile, kamu davası açmak zorundadır. TCK md. 110 maddede yer alan etkin pişmanlık hükümlerinin şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği konusundaki değerlendirme yetkisi ve takdiri mahkemeye aittir.

             Mahkeme, etkin pişmanlık hükmünün şartlarının gerçekleştiği kanaatine varırsa, temel cezayı belirledikten sonra 61 inci maddedeki sırayı takip edecek ve etkin pişmanlık hükmü uyarınca cezayı üçte ikisine kadar indirecektir.

Uygulamada, 110 uncu maddenin uygulanması bakımından, soruşturmanın başladığı an olarak Cumhuriyet savcısının suç şüphesini öğrendiği an esas alınmakla birlikte, kanımızca CMK.’da yer alan düzenlemeler çerçevesinde, kolluk makamlarına bildirim yapılmasıyla geniş anlamda soruşturmanın başladığını kabul etmek gerekir. Etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için, hürriyeti tahdit edilen mağdurun, fail tarafından herhangi bir yerde değil, can ve mal güvenliği açısından tehdit oluşturmayan ve ileride oluşturmayacak bir yerde bırakılmış olması gerekir. Mekânın güvenli olup olmadığının değerlendirilmesinde, bulunulan yerin özellikleri, nüfus yoğunluğu, serbest bırakma zamanı gibi hususlar göz önünde bulundurulmalıdır. Etkin pişmanlık hükmünden faydalanabilmek için gereken son şart, failin mağdurun hürriyetini sınırlandırıldıktan sonra onun şahsına herhangi bir zarar vermemiş olmasıdır. Burada geçen zarar kavramından anlaşılması gereken, mağdurun bizatihi şahsına, onun vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik fiziki saldırılardır. Psikolojik ve manevi zararlar bu kapsamda kabul edilmez. Fiziksel saldırılarda, uygulanan yaralama hareketinin sınırını basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir yaralamalar oluşturmalıdır (m.86/2). Diğer bir anlatımla, yaralayıcı hareket m.86/1 ve m.87 düzeyinde kalmışsa, bu ihtimalde etkin pişmanlık hükmü uygulanmamalıdır. Ayrıca mağdurun malvarlığına, iç huzuruna, şeref ve haysiyetine yönelik davranışlar, mağdurun bizatihi şahsına zarar verici nitelik taşımadığından, hükmün tatbikine engel oluşturmaz. 110 uncu maddede cezayı azaltan etkin pişmanlık türüne yer verildiğinden, soruşturma evresinde etkin pişmanlık hükmünün uygulanma şartlarının bulunduğunun Cumhuriyet savcısı tarafından tespit edilmesi halinde dahi, savcı iddianame düzenlemek zorundadır. Bu sebeple, etkin pişmanlık hükümlerini değerlendirme ve şartları varsa uygulama yetkisi münhasıran kovuşturma evresinde görevli ve yetkili mahkemeye aittir.”(4)

KİŞİYİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN BIRAKMA SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIĞA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI (5)

Yargıtay Ceza Genel Kurulu
Esas : 2011/208
Karar : 2011/64
Karar Tarihi : 26.04.2011

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar B. ve S.’un 5237 sayılı TCY’nin 37/1, 109/2, 109/3-a, b, 62 ve 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 5’er yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin (M___ Birinci Ağır Ceza Mahkemesi)’nce verilen 04.09.2008 gün ve 7-407 sayılı hükmün sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi’nce 12.10.2009 gün ve 5127-13231 sayı ile;

“Sanıkların, yağma suçunu çalıştıkları işyerinde işlediklerinin anlaşılması karşısında; haklarında 5237 sayılı TCK’nın 149/1. maddesinin (d) bendinin uygulanmaması sonuca etkili olmadığından ve sanık Burak hakkında, M___ Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2005/381 E. ve 2006/171 sayılı kararıyla kasten yaralama suçundan verilen ve 10.03.2006 tarihinde kesinleşen tekerrüre esas eski hükümlülüğü bulunduğu ve koşulları oluştuğu halde 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin uygulanmaması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar B. ve S.’un 5237 sayılı TCY’nin 37/1, 109/2, 109/3-a, b, 62 ve 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 5’er yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin (M___ Birinci Ağır Ceza Mahkemesi)’nce verilen 04.09.2008 gün ve 7-407 sayılı hükmün sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı  inceleyen Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi’nce 12.10.2009 gün ve 5127-13231 sayı ile

“Sanıkların, yağma suçunu çalıştıkları işyerinde işlediklerinin anlaşılması karşısında; haklarında 5237 sayılı TCK’nın 149/1. maddesinin (d) bendinin uygulanmaması sonuca etkili olmadığından ve sanık Burak hakkında, M___ Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi’nin  2005/381 E. ve 2006/171 sayılı kararıyla kasten yaralama suçundan verilen ve 10.03.2006 tarihinde kesinleşen tekerrüre esas eski hükümlülüğü bulunduğu ve koşulları oluştuğu halde 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin uygulanmaması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu’n un takdirine göre sanıklar B. ve S. savunmanlarının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında, usul ve yasaya uygun bulunan hükmün tebliğnameye aykırı olarak onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 06.10.2010 gün ve 176530 sayı ile;

“… Yargıtay Altına Ceza Dairesi ile Cumhuriyet Başsavcılığımız arasında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan dolayı kurulan mahkumiyet hükmünde 5237 sayılı TCK’nın 110. maddesindeki etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı konusunda uyuşmazlık doğmuştur.

Uyuşmazlığın çözümü için 765 sayılı TCK’nın 180/2. maddesine paralel hükümler içermekle birlikte oldukça farklı hükümlere de yer veren 5237 sayılı TCK’nın 110. maddesindeki koşulların irdelenerek; ceza kanununun amacı, kanunilik prensibi, hakkaniyet ve kanun önünde  eşitlik gibi hukukun evrensel ilkeleri ile ilişkilendirilmesi, buna göre de koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin yasal düzenleme, yargı kararları ve öğretideki görüşlerden yararlanılarak ortaya konması gerekmektedir.

5237 sayılı TCK’nın 110. maddesindeki etkin pişmanlık hükmünden failin yararlanabilmesi için aşağıdaki koşulların gerçekleşmesi gerekir:

1- İşlenen fiil, 5237 sayılı TCK’nın 109. madde kapsamında olan bir suç olmalıdır.

2- Suç tamamlanmış olmalıdır. Eylem suç tamamlanmadan önce gerçekleştirilmiş ise gönüllü vazgeçme söz konusu olabilir.

3- Fail, hürriyetinden mahrum ettiği kimseyi ‘kendiliğinden’ serbest bırakmalıdır. Bunun anlamı, serbest bırakmanın gerçek bir pişmanlık sonucu, hür irade ile gerçekleştirilmesidir. Eğer fail, amacına ulaşamayacağını anladığı için mağduru serbest bırakacak olursa söz konusu hafifletici nedenden yaslanamayacaktır.

4- Fail, hakkında henüz soruşturmaya başlanmadan önce mağduru serbest bırakmış olmalıdır. Soruşturma makamlarının fiil ile ilgili olarak işe el koymasından sonra serbest bırakmada, bu koşul gerçekleşmiş sayılmaz. Suç yetkili makamlarca öğrenilmeden önce, pişmanlık gerçekleşmelidir. Bu nedenle örneğin yetkili makama ihbar yapıldıktan sonra, etkin pişmanlık mümkün değildir.

5- Fail, hürriyetinden mahrum ettiği kimsenin şahsına bir zarar vermemiş olmalıdır.

6- Son olarak mağdurun ‘güvenli bir yerde’ serbest bırakılmış olması gerekir. Bunun için mağdur, fiziksel ya da manevi olarak zarar görmeyeceği bir yere bırakılmalıdır. Örneğin, kaçırılan mağdurun gece yarısı tenha bir yerde bırakılması durumunda cezanın azaltılmasını gerektiren şahsi sebepten istifade edilemez.

İtiraza konu uyuşmazlığın temelini teşkil eden eylemde; sanıklar tarafından manevi cebir kullanılarak iradesi dışında bir büroya götürülen mağdurun üzerindeki bir miktar paranın alınmasından sonra herhangi bir soruşturma başlatılmadan önce güvenli bir ortamda serbest bırakıldığı konusunda herhangi bir kuşkunun  mevcut olmaması nedeniyle, yukarıda 1-2-3-4 ve 6 numarada sıralanan koşulların gerçekleştiği tartışmaya gerek duyulmayacak kadar açıktır. Zira bu koşulları tartışmalı kılacak herhangi bir iddia dahi ileri sürülmemiştir.

Bu durumda sadece 5. numarada belirtilen ‘mağdurun şahsına bir zarar verilmemesi’ koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin açıklığa kavuşturulması gerekir. İtiraza konu uyuşmazlıkta özet olarak ‘mağdurun üzerinden 20 YTL paranın alınması ve 2.000 YTL paranın taksitler halinde ödenmesi talebinin’ TCK’nın 110. maddesinde belirtilen’kişinin şahsına zarar’kavramına girip girmeyeceğinin belirlenebilmesi için çözümlenmesi gereken başlıca sorunları, etkilendikleri hukukun evrensel ilkelerine göre şu şekilde sıralamak mümkündür.

1- ‘Kişinin şahsına zarar’ kavramından ne anlaşılması gerekeceği?

Kişiyi hürriyetinden yoksun kıldıktan sonra bu kişiye karşı işlenen her suçun kanun koyucunun kastetmek istediği anlamda ‘kişinin şahsına karşı zarar’kavramına dahil edilip edilemeyeceği,

  1. Sorun: Bu sorunun çözümü için ‘kişinin şahsına zarar’ kavramının çeşitli kanunlardaki tanımından ve kapsamından yola çıkılarak itiraza konu TCK’nın 110. maddesinde hangi anlama geldiğinin belirlenmesi gerekir.

5237 sayılı TCK’nın 110. maddesindeki’Kişinin Şahsına Karşı Zarar’ kavramı Türk Medeni Kanunu’nda Bedensel (Cismani Zarar) olarak adlandırılmıştır.

Bedensel (Cismani) Zarar ve Kapsamı: Vücut bütünlüğü, kişilik hakkının içinde yer alan kişisel değerlerden biri olup, yaşam hakkı kadar önemlidir. Kişinin sahip olduğu bu hak hem uluslararası hukukta (belgelerde), hem de ulusal hukukta koruma altına alınmıştır. Gerçekten uluslararası hukuka baktığımızda bunu görmek mümkün, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi madde 5’te “Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ve ceza uygulanmaz. ‘Bu belgeye paralel bir düzenleme Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de yer almaktadır. Sözleşmenin 3. maddesinde “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.’ Görüldüğü gibi vücut bütünlüğü (insan vücudunun dokunulmazlığı) uluslararası düzeyde öneme sahip olup, koruma altına alınmıştır. Vücut bütünlüğü, ulusal hukukta en başta Anayasa’mn koruması altındadır. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı’ başlıklı 17. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasında bu koruma açıkça hükme bağlanmış ve maddi kişisel değerlerin korunmasındaki anayasal çerçeve çizilmiştir. Şöyle ki: ” Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz”.

Vücut bütünlüğü, ulusal hukukta Anayasa’nin dışında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86 vd. ile 89 vd. maddelerinde güvenceye bağlanmış ve kişiliğe yapılacak saldırıların suç teşkil edeceğini açıkça hükme bağlamıştır. Bunlar dışında kişilik hakkının koruması açısından TMK’nın m. 24-25 ve BK’nın m. 41 vd. önemlidir.

Bedensel zarar kanuni dayanağını BK 46. maddeden almaktadır. BK 46. maddesinde “Cismani bir zarara duçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmağa muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir’ denilmektedir.

Çeşitli kanunlardaki tanımların ışığında, “kişinin şahsına zarar verilmesi’ kavramının, vücut bütünlüğüne zarar verilmesi kavramı ile örtüştüğü sonucuna ulaşılması mümkündür. İncelemeye konu eylemde mağdurun vücut bütünlüğüne zarar verilmediği gibi bu hususta herhangi bir iddia dahi ileri sürülmemiştir.

  1. Sorun: Bu sorunun çözümü için 5237 sayılı TCK’nın 110. maddesinin benzer hükümlere yer veren 765 sayılı  TCK’nın 180/2. maddesi ile kıyaslanarak aradaki farkın tespitinden sonra bu farklı hükümlerin ceza kanununun amacı ve kanunilik ilkesi ile irtibatlandırılarak, öğretide benimsenen ana ilkeler ve benzer olaylardaki yerleşik yargısal kararlar doğrultusunda somut olayımıza bakılması gerekmektedir.

765 sayılı TCK’nın 180/2. maddesinde ‘Eğer suç işleyen hakkında kovuşturma yapılmazdan önce tasarladığı amaca erişmeksizin ve özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiye herhangi bir zararı dokunmaksızın onu kendiliğinden serbest bırakırsa göreceği ceza altıda birden yarısına kadar indirilir’ hükmüne yer verilmiştir.

5237 sayılı TCK’nın 110. maddesinde ise ‘Yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın, onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir’ hükmüne yer verilmiştir.

765 sayılı TCK’nın 180/2. maddesindeki indirim hükümlerinin yararlanabilmek için tasarlanan amaca erişilmemesi ve özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiye herhangi bir zararın dokunulmaması hükümlerinden söz edilmesine karşın, itiraza konu uyuşmazlığın temelini teşkil eden 5237 sayılı TCK’nın 110. maddesinde sadece kişinin şahsına zarar verilmemesi hükmüne yer verilmiştir. Bu nedenle yukarıda özet olarak açıklanan ve iki farklı noktada düğümlenen sorunun ‘Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz’ kuralının sınırları içerisinde kalmak kaydıyla Ceza Hukukunun izin verdiği ölçüde yorum kuralları ile bağdaştırmak suretiyle çözümü gerekmektedir.

Daha önceden yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK’nın 1. maddesi ile sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 2. maddesinde: Özet olarak ‘Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez. Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de kimse cezalandırılamaz’ denilerek kanunilik ilkesi özelikle vurgulanmak istenmiştir.

‘Kanunsuz suç ve ceza olmaz’ kuralı Türk Ceza Hukukunda, Devlet ve Yargıç karşısında bireylerin ‘Kamu Hakları’nın güvencesidir.

Öğretide değerini koruyan bu kural, Anayasamızın (mad. 38) ilkeleri arasına girmiş ve 5237 sayılı TCK’nın 2. maddesinde de açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu hükmün 2. maddede yer alması bile, kurala verilen önemi gösterir.

Kanunun 2. maddesindeki ‘açıkça’ kelimesi Türk Ceza Hukukunda ‘ kıyaslama ‘nın yasaklandığını gösterir.

Kanunsuz ceza olamayacağından, suçun cezasının belirlenmiş olması suçluların cezalandırılmasında şarttır.

Bir fiili suç saymak ve cezalandırmak yetkisinin yalnız kanuna tanınması bireylere özgürlüklerinin sınırı hakkında bilgi verir. Bireyin, nelerin ne kadar yasak olduğunu bilmeye hakkı vardır. Bu hakkını kullanan birey yasak olanı yapmaktan çekinmek, yasak olmayanı yaparken de korkusuz hareket etmek imkanını kazanır. Kanun kuralına gerçek anlamını kanun koyucunun iradesi verir. Kanunun iradesi kanun koyucunun sübjektif iradesi değildir. Yazılı formül içinde ifade edilmiş objektif irade, kanunun iradesini oluşturur. Kanunun iradesini gösteren formül zorunlu olarak genel ve soyut olacağından, kuralın önce içeriğini ve anlamını belirtmeden, iradenin somut olaylara uygulanmasına imkan yoktur. Pozitif hukuk, yorum faaliyetlerinin sınırını oluşturur.

765 sayılı TCK’nın 180/2. maddesindeki indirim hükümlerinin uygulanabilmesi için ^tasarlanan amaca erişilmemesi ve özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiye herhangi bir zarar verilmemesi’ koşullarından her ikisinin birden gerçekleşmesi aranırken, 5237 sayılı TCK’nın 110. maddesindeki etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama alanı sadece ‘kişinin şahsına zarar verilmemesi’ koşuluna bağlanarak oldukça genişletilmiştir. Zira bir taraftan 765 sayılı TCK’nın 180/2. maddesindeki tasarlanan amaca ulaşılmaması koşul olarak aranmazken, diğer taraftan da herhangi bir zarar kavramı, kişinin şahsına karşı zarar kavramı ile oldukça sınırlandırılmıştır.

5237 sayılı TCK’nın 110. maddesinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için sadece ‘kişinin şahsına zarar verilmemesi’ açıkça aranırken bu suçtan bağımsız olarak işlenen herhangi bir suçu’şahısa karşı zarar’ kavramına dahil etmek, Türk Ceza Hukukunun kabul etmediği kıyas yöntemini hem de sanık aleyhine hüküm doğuracak şekilde Ceza Hukukuna dahil etmek olur ki, bunun kanun koyucunun iradesine aykırı olacağı açıktır.

Zira kanun koyucu, genel gerekçede iradesini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle sanık aleyhine getirilen hükümlerin hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Bu kural Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesi ile hüküm altına alınan ve Anayasa hükümleri arasında da yer bulan suçların kanuniliği prensibinin doğal bir sonucudur.

Kaldı ki maddenin konuluş amaçlarından biri de toplumu oluşturan ve barış esasına dayalı bir hukuk toplumunda yaşama hakkına sahip olan mağdurun olabildiğince az zarar görmesinin sağlanmasıdır. Zira suçun maddi unsurlarından birini mağdur oluşturmaktadır.

İtiraza konu uyuşmazlığın daha iyi anlaşılabilmesi için Ceza Kanunumuzun amacı bakımından da somut olayın irdelenmesi gerekmektedir.

Çağdaş ceza hukukunun ve bunun ifadesini oluşturan ceza kanununun amacı; hukuk devleti, kusur ve hümanizm gibi evrensel ilkelere dayalı olarak, insan onurunu, bireyin hak ve özgürlüklerini korumak, suçluyu sosyal/eştirip tekrar topluma kazandırmak ve aynı zamanda bireyi ve toplumu suça karşı korumaktır.

5237 sayılı TCK’nın 1. maddesinde Ceza Kanunu’nun amacı;?’ Kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir’ şeklinde açıklanmıştır. Görüldüğü gibi suç işlenmesini önlemek Ceza Kanunu’nun en önemli amaçlarından biridir. Toplumsal barışın sağlanabilmesi için suçun işlenmesini önlemeyi en temel amaç olarak benimseyen kanun koyucunun, bütün çabalara rağmen suçun önlenememesi halinde bu suça maruz kalan mağdurun uğradığı zararın olabildiğince hafifletilmesine kayıtsız kalması düşünülemez. Kişinin hürriyetinden yoksun bırakıldıktan sonra, şahsına bir zarar verilmeksizin kendiliğinden güvenli bir ortamda serbest bırakılması x TCK’nın 110. maddesinde bir indirim nedeni olarak düzenlenirken’, özellikle çaresizlik içerisinde beklemekte olan mağdurun ‘kötü muamelelere’ maruz kalması engellenmek istenmiştir.

TCK’nın 110. maddesindeki ‘ kişinin şahsına zarar verilmemesi’ sözcüğüne genişletici yorumla çok geniş anlam yüklenmesi halinde adalete aykırı sonuçlara varılacağı gibi ceza hukukunun en önemli süjelerinden olan mağdurun yaşam hakkı kadar önemli olan vücut bütünlüğüne karşı işlenen ve kanunda tanımlanan ağırlığa ulaşmayan suçlar açısından korunmasız bırakılacağı kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. 765 sayılı TCK’nın 179/2 ve 180/2. maddeleri ile 5237 sayılı TCK’nın 109 ve 110. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde aşağıda ayrıntılı bir şekilde açıklanacağı üzere aynı sonuca ulaşılacağı görülecektir.

1- Mağdura karşı işlenen “kötü muamelenin’ 765 sayılı TCK’nın 179/2. maddesinde ağırlatıcı bir neden olarak öngörülmüş olmasına karşın, 5237 sayılı TCK’nın 109. maddesinde böyle bir ağırlatıcı nedene yer verilmemiştir.

2- Buna paralel olarak 765 sayılı TCK’nın 180/E. maddesinde tasarlanan amaca ulaşan ya da mağdura zarar veren fail anılan maddedeki indirim hükümlerinden yararlanamazken, 5237 sayılı TCK’nın 110. maddesinde bir taraftan “tasarlanan amaca ulaşılmaması’ ön koşulundan ayrılarak diğer taraftan da genel zarar kavramı da “kişinin şahsına zarar’ kavramı ile  sınırlandırılmak suretiyle sonuç itibariyle her iki kanunda varılmak istenen sonuç bir anlamda dengelenmek istenmiştir.

765 sayılı Kanun sisteminde tasarlanan amaca ulaşan fail, anılan Kan un’un 180/2. maddesindeki indirim hükümlerinin yararlanmazken, mağdura kötü muamelede bulunduğunda ağırlatıcı nedenden sorumlu tutulacak, kötü muamelede bulunmadığı takdirde ağırlatıcı nedenden sorumlu tutulmayacaktır. 5237 sayılı TCK’nın 109. maddesinde kötü muamele ağırlatıcı neden olarak öngörülmezken aynı Kanun’un 110. maddesindeki etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına “kişinin şahsına zarar verilmemesi’ koşuluna bağlayarak bir anlamda mağdura karşı yapılması muhtemel kötü muamelelerin önlenmesi cihetine gidilmiştir. Bir an için mağdura karşı işlenen yağma suçunun da “kişinin şahsına zarar’ kavramına dahil edilmesi halinde; bütün önlemlere rağmen yağma suçuna maruz kalan mağdura karşı yapılacak kötü muamelenin 5237 sayılı Kanun’da hiçbir karşılığının bulunmayacağı gibi etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması da neredeyse tamamen olanaksız hale gelecektir.

Zira kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçlarında büyük bir çoğunlukla başka suçların amaçlandığı bilinen bir gerçektir. Mağdurun uğradığı zararlı sonuçları olabildiğince hafifletmek amacıyla tasarlanan sonuca erişi/memesini ön koşul olarak benimseyen 765 sayılı TCK’nın 180/2. maddesindeki genel zarar kavramını, 5237sayılı TCK’nın 110. maddesi ile sadece ‘kişinin şahsına zarar verilmemesi’ kavramı ile sınırlandıran kanun koyucu, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama alanını oldukça genişletme iradesini açıkça ortaya koyduğu halde, ‘kişinin şahsına zarar verilmemesi’ kavramına farklı bir anlam yükleyerek ‘genel zarar’ kavramı ile bir tutmak suretiyle anılan maddenin uygulama alanının oldukça daraltılmasının kanun koyucunun iradesine aykırı olacağı gibi ceza hukukunun en temel değerlerden birisi olarak benimsenen hakkaniyet ilkesine de aykırı olacağı açıktır.

Kanun koyucu adaletin gerçekleştirilmesi için hakkaniyet ilkesini kabul etmiştir (5237 sayılı TCK’nın 3, MK’nın 4, BK’nın 44).

Adalet de hakkaniyet de ahlaka yöneliktir, ancak ikisi arasındaki düşünce farklıdır.

Adalet hukuk kurallarına egemen en yüksek ahlaki düşünceyi ifade ederken, hakkaniyet somut olayın özelliklerini gözönünde tutarak adalete ulaşmak için başvurulan yollardan biridir (somut olay adaleti).

Hakkaniyet adil olmayan kuralın değil, adil olmayan sonuçların değiştirilmesi amacına hizmet eder

Örneğin hedeflediği yağma suçunu işlemek için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlerken her iki suçun unsurunu teşkil eden zorunlu hareketlerin dışına çıkmaksızın mağdura karşı  hiçbir kötü muamelede bulunmadan güvenli bir ortamda bırakan faili, aynı durumda olmasına karşın mağdura karşı kötü muamelede bulunan fail ile bir tutarak etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılmamasının hakkaniyet ilkesi ile bağdaşması mümkün değildir.

Somut olayımızda mağduru manevi cebirle kendi hakimiyet alanlarına götürerek para alan sanıkların eylemlerinin yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçlarını oluşturduğu hususunda herhangi bir kuşku bulunmamaktadır. Ancak aynı olayda işlenen yağma suçunu, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu açısından etkin pişmanlık  hükümlerinin uygulanmasına engel görmek, yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklanan ve 5237 sayılı TCK’nın 1. ve 2. maddelerinde düzenlenen ceza kanununun amacı ve suçların kanuniliği ilkesine aykırı olacağı gibi aşağıda açıklanacak olan benzer olaydaki yerleşik içtihatlara ve bunun sonucu olarak da hakkaniyet ve kanun önünde eşitlik prensiplerine aykırı olacağı kuşkusuzdur.

… Yukarıdaki açıklamalar ve öğreti ile uygulamada benimsenen görüşler doğrultusunda somut olayımıza baktığımızda;

Mağduru kendi hakimiyet sahalarına götürdükten sonra manevi cebirle para alarak şahsına karşı herhangi bir şekilde zarar vermeksizin güvenli bir ortamda serbest bırakan sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nın 110. maddesinin uygulanması gerekmektedir” gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurarak Özel Daire onama kararının kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin olarak kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulu’nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

İtirazın kapsamına göre inceleme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuyla sınırlı olarak yapılmıştır.

Sanıklar B. ve S.’un kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı TCY’nin 37/1, 109/2, 109/3-a, b, 62 ve 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 5’er yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilen somut  olayda Yargıtay C.Başsavcılığı ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu’nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında TCY’nin 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğine göre;

Mağdurun 20.10.2007 tarihinde gece 01.00 sıralarında İ… Caddesi üzerinde devriye gezen ekip otosunu durdurarak kendisini tehdit eden kişilerin olduğunu söylemesi ve gittikleri yönü göstermesi üzerine, ekip otosuna alınarak sanıkların peşinden gidilmiş ve mağdurun göstermesi üzerine  sanıklar cadde üzerinde yaya olarak gitmekte iken yakalanmış, saat 01.20 sıralarında yapılan üst aramalarında, sanık B.’ın üzerinde 22 lira ele geçmiştir.

Sanıkların saat 01.15 ve 01.20’de alınan adli raporlarında darp ve cebir izinin bulunmadığı ve alkolsüz oldukları belirtilmektedir.

Mağdurun ise istemediği için adli raporu alınmamıştır.

Mağdur V.B. 20.10.2006 tarihinde kollukta;  “20.10.2006 günü saat 01.00 sıralarında S…’de gezerken daha önceden arkadaşlarım vasıtasıyla tanıdığım isimlerini tam olarak bilmediğim daha sonradan polis merkezinde öğrendiğim B. ve S. isimli şahıslarla karşılaştık ve benim koluma girerek beni zorla K… Caddesinde bulunan bir büroya  götürdüler, bu esnada elleri bellerindeydi ve bana ‘bize zorluk çıkartma’ dediler, daha sonradan büroya gittik ve B. eline almış olduğu yargıç tokmağı ile ”biz sana ceza keseceğiz bizim aleyhimizde konuşmuşsun cezaya razı mısın yoksa başka şeyler yapalım mı’ dedi. Ben cezanın ne olduğunu sorunca bana 2.000 YTL dediler, daha sonradan ben parayı veremeyeceğimi söyleyince, bana ‘aydan aya 1.000 YTL verirsin aksi halde buradan sağ çıkamazsın, kaçmayla bizden kurtulamazsın’ dediler ve benden adresimi yazmamı istediler, ben de yazdım ve nüfus cüzdanımı istediler ve 20 YTL paramı aldılar. Bu esnada S.’un elinde av bıçağı vardı. Daha sonra ‘bize yanlış yapma veremezsen taksitleri azaltalım vadeye yayalım ancak faiz işler’ dediler, ben de bunun üzerine bana zarar vermemeleri için kabul ettim. Beni aşağı indirdiler ve beni postanenin karşısına kadar götürdükten sonra da … Bankası’nın yanında bana ‘biz seninle arkadaş olduk bu parayı verirsen dostluk görürsün zarar görmezsin’ dediler ve ‘üç gün sonra ilk taksiti vereceksin’ dedikten sonra oradan ayrılıp bana ‘sen karşı yola gir’ dediler ve gittiler. Benim bu şahıslarla aramda her hangi bir borç meselesi yoktur ve borcum da yoktur. Olaydan dolayı her  iki şahıstan da davacı ve şikâyetçiyim, ayrıca Dr. raporu almak istemiyorum”, kovuşturma aşamasında 16.07.2007 tarihinde talimatla alınan ifadesinde; “olay tarihi olan 20.10.2006 tarih saat 01.00 sıralarında S… Mahallesinde  gezerken şahsen tanıdığım bilahare olay nedeniyle sonradan isimlerini öğrendiğim B. ve S. ile karşılaştım. Ancak ben takma isimle bu şahısları tanıyordum. Koluma girerek K… Caddesinde M… Spor Kulübü’nün taraftar derneği başkanı olan M.’in bürosuna götürdüler. Ve bu büro 5. katta olup elleri bellerinde olacak şekilde ancak ellerinde de birer ekmek bıçağı olduğu halde ‘bize zorluk çıkarma’diyerek şüphelilerden B. ‘biz sana ceza keseceğiz, aleyhimizde konuşmuşsun, cezaya razı mısın yoksa başka şeyler yapalım mı’ dedi. Cezanın ne olduğunu sordum, bana 2.000 YTL diye söylediler. Ben de veremeyeceğimi söyleyince ‘o zaman aydan aya 1.000 YTL verirsin, aksi halde buradan sağ çıkamazsın ve bizden de kurtulamazsın’ diyerek benden adresimi yazmamı istediler. Ben de adresimi yazdım nüfus cüzdanımı istediler. Onu da zorla aldılar. Bilahare üstümde bulunan 20 YTL ‘yi de zorla aldılar. Şüphelilerden S. bize yanlış yapma veremezsen taksitleri uzatalım, vardiya yapalım ancak faiz işler diyerek tehdit etmeleri üzerine onların isteklerini kabul ettim. Bu şekilde ellerinden kurtuldum. Benim onlarla herhangi bir ticari ilişkim olmadığı gibi bir borcum da yoktur” demiştir.

Mağdurun tutuklu bulunduğu A… Cezaevi’nden gönderdiği 16.10.2007 tarihli dilekçesinde; ” zanlı B. hakkındaki iddialarım doğru değildir. B. ve arkadaşlarının bize ağır söz ve kavgaya varan sataşmalarına karşılık olarak şikayette bulunduğumu beyan ederim. Zanlı B.’ın babasız oluşu, geliri olmayışı ve kardeşinin ağır bir kaza sonucu 1. derece yanık şeklinde yaralandığı gözönüne alınıp bu ailenin reisi olan B.’ın serbest bırakılmasını talep ederim”, 05.11.2007 tarihinde talimat yoluyla alınan ifadesinde ise; “sanıklardan şikayetçi değilim, cezalandırılmalarını istemiyorum, ben sanıklar hakkında söz konusu olaylarla ilgili olarak yok demek zorundayım, çünkü sanıkların içeride kalmasını istemiyorum, sanıkların ailelerine bakacak kimseleri yoktur, çıkmaları gerekmektedir” şeklinde beyanda bulunmuştur.

Sanık B. 20.10.2006 tarihinde kollukta; “20.10.2006 günü akşam saatlerinde İ… Caddesi üzerinde daha önceden  kendisinin bir alacağına aracı olarak aldım ve bana bundan dolayı bir miktar para vereceğini söyleyen ancak daha sonradan vermeyen şahısla yanımda bulunan arkadaşım S. ile gezerken karşılaştık ve şahısla beraber yürüyerek geze geze K… Caddesine geldik ve çalışmış olduğum işyerine ait olan cadde üzerindeki büroya gittik. Kendisi ile borç yüzünden konuşurken paramı ne zaman vereceğini sordum ve şahıs ‘bana güvenmiyor musunuz borcumu ödeyeceğim inanmıyorsan  adresimi size yazıp bırakayım’ dedi, ben de kendisinin sözüne inanmadığımı söyleyince cebinden çıkartmış olduğu nüfus cüzdanını bana vererek “bana inanmıyorsan sende kalsın’ dedi ve ben istemedim ancak kendisi nüfus cüzdanı kendi isteği ile bana verdi. Daha sonradan beraber aşağı indik ve paranın bir miktarını yakın zamanda ödeyeceğini söyledi ve şahısla beraber aşağı inerek postane civarına doğru yürüdük. Postane önünden şahısla ayrılıp gittik ve bir süre sonra polis gelerek bizleri aldı, olayda kesinlikle şahsa karşı bir zorlama olmadı ve neden böyle bir şey yaptığını bilmiyorum”, 06.12.2006 tarihinde C.Savcılığı’nda; “Ben müşteki V.B.’i tanıyorum. Kendisi ile arkadaşım aracılığı ile tanıştım. Suç tarihi olan 20.10.2006 günü Öğretmenevi civarında karşılaştık. Zannedersem gece saat 01.00 sıraları idi. Yanımda S. vardı. Kendisini daha önceden tanıdığım için geceleyin bizim K… Caddesinde bulunan büroya gitmemizi istedik. Biz yürüyerek gittik. Biz büroya giderken de devriye görevi yapan birçok polis memuru bizi gördü. Kendisi d iz üstü bilgisayar almış, almış olduğu bilgisayar arızalı çıktığı için 3.000 YTL zarar ettiğini söyledi. Bizim alışveriş yaptığı eski Tedaş’ın yanında bulunan bilgisayarcıyı tanıdığımızı bildiği için bizim aracı olmamızı istedi. Biz de ertesi gün gidip bilgisayarcı ile konuştuk. Aralarında anlaştılar. Olay günü iddia edildiği gibi kendisinden kesinlikle para almadık. Kendisini zorla götürmedik. Kendisinin nüfus cüzdanını zorla almadık, kendisi verdi. Bana güvenmiyorsanız nüfus cüzdanımı alın diyerek kendisi verdi. Kendisi bana, ‘bilgisayar işini hallederseniz size 1.500 YTL vereceğim. Eğer inanmazsanız nüfus cüzdanımı alın’ dedi. Olaydan sonra biz bilgisayar işini hallettik. Kendisi ile Öğretmenevi civarında tekrar karşılaştık. Yürüyerek tekrar K… Caddesi üzerindeki büroya çıktık. İkinci gittiğimiz sırada nüfus cüzdanını verdi. Büroda yargıç tokmağı vardır, ancak, kesinlikle iddia edilen olaylar olmadı. Biz kendisinden para almadık. Nüfus cüzdanını kendisi verdi. Biz kendisine nüfus cüzdanını aynı gün geri verdik”, 06.12.2006 tarihinde sorguda; “müşteki V.B.’i, tuvaletçilik yapan A. isimli şahıs aracılığı ile tanıdım. Müştekinin ne iş yaptığını bilmem. O derece samimiyetim yoktur. Bana 3.500 YTL karşılığı bir bilgisayar aldığını, arızalı çıktığını, yardımcı olmamı söyledi. Eski Tedaş binası yanındaki bilgisayarcının ortaklarından M. isimli şahsı tanıyordum. Benim bu şahsı tanıdığımı A. müştekiye söylemiş. Ben M. ile konuştum. Bilgisayarı geri getirmesini söyledim. Bilgisayarın garantisi olup olmadığını bilmiyorum. Müşteki bana bu işi halledersen 1.500 YTL vereceğini söylemişti. Bundan 2-3 ay sonrasına kadar müştekiyi görmedim. Olay günü S. ile gece 01.00 sıralarında gezerken müşteki ile karşılaştık. Bana verdiği sözü hatırlattım, kabul etti. Hatta fazlası ile 2.000 YTL vereceğini söyledi. Bunları beraber gittiğimiz M… Spor Şirketinin bürosunda konuştuk. Bunları konuştuktan sonra beraber çıktık. Kendisine inanmadığımı söyleyince, bana kimliğini verdi. Ertesi gün parayı getirince verecektim. Ben müştekiyi tehdit etmedim, gasp etmedim. Aynı gün kimliğini geri verdim”, 14.02.2007 tarihinde duruşmada: “ben müştekiyi A. isimli bir arkadaşım aracılığıyla tanıdım. Kendisi ile bir samimiyetim yoktur, bana kendisi eski Tedaş binası civarlarındaki M. isimli bir bilgisayarcıdan bir kamera ve 1.000 YTL vermek suretiyle laptop bilgisayar aldığını ancak bu bilgisayarın arızalı olduğunu söyleyince oradaki arkadaşı tanıdığımı ve birlikte gidip konuşacağımızı söyledim. Birlikte bu işyerine gittik. Bu işyerindeki şahıs bilgisayarlarını geri getirdiği takdirde aldıkları kamerayı ve parayı iade edeceklerini söyledi. Ancak B. daha sonra bu bilgisayarı sattığını bu nedenle getiremeyeceğini söyleyince ben arada mahcup durumda kaldım. Daha sonra olay gecesi saat 01.00 sıralarında diğer sanıkla gezerken kendisi ile karşılaştık ve bu konuyu konuşmak üzere birlikte yürümeye devam ettik. Hava da soğuktu, üzerine de ceket almamıştı, bu yüzden benim çalıştığım işyerinin bürosuna gittik. Orada da konuşmamız devam etti. Kendisine yaptığının yanlış olduğunu söyledim. Ve kendisine inanmadığımı söyleyince de kimliğini çıkarıp bana verdi. İş adresini de yazdı. Gelince görürsün, dedi. Kimliğini daha sonra kendisine iade ettim. Daha sonra oradan çıkıp öpüşerek ayrıldık. Yaklaşık 50 metre kadar gittikten sonra bizi polislere şikayet etmiş. Yakında bulunan polisler bizi asayiş şubeye götürdüler”,

Sanık S. 20.10.2006 tarihinde kollukta; “20.10.2006 günü akşam saat/erinde İ… Caddesi üzerinde daha önceden kendisini sima olarak tanıdığım ismini bilmediğim bir şahısla yanımda bulunan arkadaşım B. ile gezerken Y… karşısında karşılaştık ve şahısla B. konuştu ve beraber yürüyerek, K… Caddesinde bir büroya gittik, orada B. ile şahıs konuştular ve şahıs borcunu iki taksitte vereceğini söyledi, bu esnada bir kağıda işyerinin adresini yazdı ve isterse nüfus cüzdanını bırakabileceğini söyleyerek verdi, bayram sonrası da borcunu vereceğini ve kimliğini alacağını söyledi, şahısla beraber aşağı inerek postane civarına doğru yürüdük, daha sonradan postane önünden şahısla ayrılıp gittik ve bir süre sonra polis gelerek bizleri aldı, olayda kesinlikle şahsa karşı bir zorlama olmadı ve neden böyle bir şey yaptığını bilmiyorum”, 11.01.2007 günü C.Savcılığı’nda; “Olay günü akşam saat 21-22.00 sıralarıydı B. isimli arkadaşımla geziyordum. K… Caddesi üzerinde müşteki ile karşılaştık. Burak ile birbirlerine hal hatır sordular. Aralarında bir para ilişkisi olduğu konuşmalardan anlaşılıyordu. Müştekinin B.’a borcu varmış. B. da bu şahsa bir iki kez haber göndermiş. Bu şahıs da B.’ın arkasından laf söylemiş. Burak hava soğuk bir yerlere gidelim konuşalım dedi, birlikte K… Caddesinde B.’a ait reklam bürosuna gidip oturduk. Herhangi bir şekilde zor kullanma olmadı, ben diğer odada çay yapıyordum. B. ile bu şahıs konuştular. Ancak ben ne üzerine borç olduğunu bilmiyorum. Müşteki ben N… M… Camisi altında güneş enerjisi işyerinde çalıştığını söyledi. Reklam ve pazarlama üzerine iş yapıyorum, borcunu aydan aya ödeyebileceğini söyledi. B. da bana ‘…ödeyemeyeceğini söyleme ödememezlik yapma’ dedi. Müşteki de bayramdan 4-5 gün kadar sonra bu parayı verebilirim dedi. Miktarı ben duymadım. Hatırlamıyorum. Ben tokmak görmedim. Benim elimde herhangi bir bıçak da yoktu. Bir müddet sonra bürodan çıktık. Çalıştığı yerin adresini ve patronunun ismini yazdı B.’a verdi, nüfus cüzdanını verdiğini görmedim. Sana ceza keseceğiz. Cezaya razı mısın yoksa başka şeyler yapalım mı şeklinde sözlerine ben ne de B. söylemedi. Alacak verecek konusunu bilmiyorum. Duyduğum kadarıyla B. isimli müşteki E…’da imiş. Bu birkaç kişiyi dolandırmış ayağını kırmışlar. B.’ın tanıdığı arkadaşlar müştekinin babasının yanına gitmiş şikayetini geri almasını istemişler. Babası da benim böyle bir evladım yok diye söylemiş. Bu şahıs birkaç kişiyi bu şekilde şikayet etmiş”, 14.02.2007 tarihinde duruşmada; “olay tarihinde arkadaşım B. ile Y… karşısında gezerken müşteki ile karşılaştık ve B. ile konuşmaya başladılar. Aralarında bir borç ilişkisi olduğunu tahmin ettim, beraber yürüyerek K… Caddesinde B.’ın reklam bürosu olarak kullandığı yere gittik. Ben çay demlemeye geçtim. Orada kendi aralarında konuşuyorlardı. Müşteki sanık B.’a borcunu iki taksitte ödeyeceğini söylüyordu. Bu sırada bir kağıda işyerinin adresini de yazdı. İstersen nüfus cüzdanını da bırakabileceğini söyledi. Bunları duydum. Ayrıca borcunu bayram sonrası ödeyeceğini ve bayram sonrası borcunu ödediğinde de kimliğini geri alacağını belirtti. Ancak kimliğini verip vermediğini hatırlamıyorum. Çayımızı içtik. Daha sonra oradan ayrıldık ve postane önüne kadar yürüdük. Müşteki ayrıldı gitti. Biz de ayrıldık. Peşinden polisler gelerek bizi aldılar. Olay bu şekilde meydana gelmiştir. Kendisine yönelik herhangi bir zorlama yoktur” biçiminde savunmada bulunmuşlardır.

5237 sayılı TCY’nin “Etkin Pişmanlık” başlıklı 110. maddesinde; “Yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın, onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir” şeklinde düzenleme yer almaktadır.

Bu düzenlemeye göre kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için:

1- Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun tamamlanmış olması,

2- Failin mağduru soruşturmaya başlanılmadan serbest bırakması,

3- Failin, mağdurun şahsına bir zarar vermemiş olması,

4- Failin, mağduru ‘kendiliğinden’ serbest bırakması,

5- Failin mağduru ‘güvenli bir yerde’ serbest bırakmış olması koşullarının tamamının birlikte gerçekleşmiş olması gerekmektedir.

Uyuşmazlığa konu olayda, diğer koşulların gerçekleştiği konusunda bir duraksama bulunmaması nedeniyle, sanıklar hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi açısından, “mağdurun şahsına bir zarar verilmemiş olma” koşulu üzerinde durulmalıdır.

Öğretide, 5237 sayılı TCY’nin 110. maddesinde geçen “mağdurun şahsına zarar” ifadesinden, mağdurun vücut bütünlüğüne ve cinsel dokunulmazlığına yönelik davranışların anlaşılması gerektiği baskın görüş olarak ortaya konulmuştur. (M.Emin Artuk – Ahmet Gökçen – Caner Yenidünya, TCK Şerhi, s. 2887; İlhan Üzülmez, GÜHF Dergisi, yıl: 2007, sayı: 1-2, s: 1203-1204; Osman Yaşar – Hasan Tahsin Gökcan – Mustafa Artuç, TCK, C. III, s. 3681)

Nitekim  Yargıtay Özel Dairelerince de; mağdurlara karşı cinsel istismarda bulunulması  (5. Ceza Dairesi’nin 25.05.2010 gün ve 11020-3964, 14.12.2006 gün ve 11067-10223 sayılı kararları),  mağdurlara cebir ve şiddet uygulanması, mağdurun yaralanmış olması (8. Ceza Dairesi’nin 24.03.2010 gün ve 3681-4612, 10.03.2010 gün ve 10347-3644, 25.09.2007 gün ve 6783-6187, 11.12.2006 gün ve 4789-9095 sayılı kararları) hallerinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmayacağı kabul edilmekte ve bu yönde kararlar verilmektedir.

Görüldüğü gibi gerek öğretideki baskın görüşlerde gerekse Yargıtay Özel Dairelerinin kararlarında TCY’nin 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması açısından mağdurun uğradığı her türlü zarar, bu bağlamda manevi ve ekonomik zararlar “mağdurun şahsına verilmiş zarar” olarak değerlendirilmemektedir.

Aksinin kabulü, yani mağdurun uğradığı her türlü zararın da bu kavram içinde değerlendirilmesi halinde, özgürlüğü kısıtlanan bir kişinin bundan etkilenmeyeceği ve üzüntü, korku vb. şekilde bir zarar görmeyeceği düşünülemeyeceğinden maddenin uygulanması fiilen olanaksız hale gelebilecektir. Kaldı ki, “mağdurun şahsına zarar” kavramının sanık aleyhine genişletilmesi sonucunu doğuracak böyle bir yorumun 5237 sayılı TCY’ nin 2/3. maddesi karşısında yasal bir dayanağının bulunmadığı da ortadadır.

TCY’ nin 110. maddesinde yer alan “mağdurun şahsına zarar” kavramının yasa koyucunun bilinçli bir tercihi olduğu, zira mağdurun uğrayacağı her türlü zararın bu maddenin uygulanmasına engel oluşturmasının istemesi halinde, “mağdurun şahsına zarar” ifadesi yerine “mağdura bir zarar” kavramının tercih edilmesi gerektiği de  göz ardı  edilmemelidir.

Bu nedenle TCY’ nin 110. maddesinde geçen “mağdurun şahsına zarar” kavramından mağdurun vücut bütünlüğü ve cinsel dokunulmazlığına yönelik davranışların kastedildiğinin kabulü zorunludur.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Adli raporu alınmayan ve dosya içeriğinde de vücut bütünlüğü ile cinsel dokunulmazlığına yönelik bir davranışta bulunulduğuna ilişkin bir kanıt olmayan mağduru, soruşturmaya başlanılmadan, kendiliklerinden ve güvenli bir yerde serbest bırakan sanıklar hakkında 5237 sayılı TCY’nin 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerekmektedir

Diğer taraftan, Özel Daire  kararında da belirtildiği üzere, sanık B.’ın 08.05.2005 tarihinde işlediği kasten yaralama suçundan dolayı M___ Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi’nce 03.03.2006 tarihinde verilen ve 10.03.2006 tarihinde kesinleşen 381-171 sayılı karar nedeniyle hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesi uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanması gerekirken uygulanmamış olması isabetsiz ise de, bu husus aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire’nin onama kararının kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçuna ilişkin olarak kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir

Bununla birlikte, sanık B.’ın yağma suçundan tutuklanmış olmasına karşın sanık S., 20.11.2007 tarihinde hem yağma hem de incelemeye konu olan kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan tutuklanmıştır. Bozma kararına göre sanık S.’un bu suçtan tahliye edilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

KARAR :  Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi’nin 12.10.2009 gün ve 5127-13231 sayılı onama kararının kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin olarak KALDIRILMASINA,

3- M___ Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 04.09.2008 gün ve 7-407 sayılı hükmünün kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin olarak BOZULMASINA,

4- Sanık S.’un tutuklu bulunduğu kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadığı takdirde derhal salıverilmesinin temini için Yargıtay C.Başsavcılığı’na yazı yazılmasına,

5- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 26.04.2011 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ

Esas : 2017/3838
Karar : 2018/320
 Tarih : 15.01.2018

TCK 110. Madde
Etkin Pişmanlık

I- Sanıklar …, …, …, … ve … hakkında yağma; sanık … hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkümiyet hükmünün incelenmesinde;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, sanıklar …, …, … ve … savunmanları ile sanık … ve savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve yasaya uygun bulunan hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,

II-Sanık … hakkında yağma ve resmi belgede sahtecilik; sanık … hakkında yağma; sanık … hakkında 6136 sayılı yasaya muhalefet suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1)28.06.2014 tarih ve 29044 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 6545 sayılı Yasa’nın 81. maddesiyle 5275 sayılı Yasa’nın 106. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca, sanık … hakkında 6136 sayılı yasaya muhalefet suçundan hükmedilen adli para cezasını ödememesi halinde bu cezasının hapse çevrilemeyeceğinin gözetilmesi zorunluluğu,

2-) TC. Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesi ışığında, 5271 sayılı CMK’nın 150, 234 ve 239. maddeleri ile 5320 sayılı Yasa’nın 13. maddesine dayanılarak hazırlanan, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesi gereğince, sanık için baro tarafından görevlendirilen zorunlu savunmanın ücretinin sanıktan alınmasına hükmedilemeyeceği, bu ücretlerin Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılanacağı gözetilmeden, yazılı şekilde zorunlu savunman ücretinin sanıklar … ve …‘dan alınmasına hükmedilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve savunmanı ile sanıklar … ve … savunmanlarının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık … hakkında 6136 sayılı yasaya muhalefet suçundan kurulan hükümden “ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğine” ve sanıklar … ve …‘a ilişkin yargılama giderleri ile ilgili fıkrasından “sanık için atanan zorunlu savunman ücretine” ilişkin bölümlerin çıkartılması suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

III- Sanıklar …, …, …, …, …, … ve … hakkında hürriyeti tahdit suçundan kurulan mahkümiyet hükümlerin incelenmesine gelince;

Mağdurun bulundukları kahvehaneden herhangi bir fiziki müdahalede bulunmadan araca binmelerini sağlayıp, götürdükleri bağ evinde, silahla tehdit ederek para isteyip, iki saat kadar burada alıkoyduktan sonra onları aldıkları kahvehanenin bulunduğu sokakta serbest bırakan sanıkların, eylemleri süresince mağdurların bedenine ve şahsına zarar verici bir harekette bulunmadıkları anlaşılan olayda, sanıklar hakkında TCK’nun 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma olanağının karar yerinde tartışmasız bırakılması,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar …, …, …, …, …, … ve … savunmanları ile sanıklar … ve …‘nun temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 15.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ

Esas : 2015/1737
Karar : 2018/3886

Tarih : 23.05.2018

TCK 110. Madde
Etkin Pişmanlık

Sanıklar haklarında kasten yaralama suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde;

Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatları yapılmış bulunduğundan, sanıklar ile sanık … müdafiin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,

Sanıklar haklarında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükümlerin temyiz incelemesine gelince;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Mağdurun aşamalardaki beyanları, savunma ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların, mağdura yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işledikten sonra haklarında olayla ilgili soruşturma başlamadan önce şahsına zarar vermeksizin… Mahallesinde bıraktıklarının anlaşılması karşısında, müsnet suçtan belirlenen temel cezalarda TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümleri gereğince indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı, sanıklar ile sanık … müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 23.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ
Esas : 2011/1672
Karar : 2011/3245

Tarih : 19.04.2011

TCK 110. Madde
Etkin Pişmanlık

5237 sayılı TCK.nun 110. maddesinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu için düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için sanık hakkında bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanılmasından önce mağdurun şahsına zarar dokunmaksızın ve onun kendiliğinden güvenli bir yere bırakılmasının gerektiği ve maddedeki “şahsa zarar” kavramının, sadece vücut bütünlüğüne verilen maddi zararı değil bundan daha geniş olarak fiziki yapıya da etkili olan manevi zararları da kapsadığı ayrıca sanığın mağdureyi öpüp okşadığı da nazara alınarak tebliğnamede bu yönde bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.

Delillerle iddia ve savunma duruşma gözönünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan sanık müdafiin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,

Sanık hakkında ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince;

Tüm dosya kapsamına göre; sanığın okula gitmek için yolda yürümekte olan mağdurenin yanında aracıyla durduktan sonra bıçak zoruyla bağırmaması için tehditle aracına bindirdiği, yol boyunca araçtan atlamak isteyen mağdureyi engellediği, bilahare el ve ayaklarını iple bağlayıp baraj kıyısına götürdüğü, burada yine bıçak zoruyla öpüp okşadığı mağdurenin “senin anan bacın yok mu” demesi üzerine başkaca şehevi harekette bulunmaksızın salıverdiği anlaşılmakla eylemin tamamlanan kısmı itibariyle 5237 sayılı Kanunun 103/1. maddesinde düzenlenen çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturduğu anlaşıldığından ve dosya içeriğinde bulunan tıbbi raporlarda mağdurenin eylem nedeniyle posttravmatik stres bozukluğuna düçar olup ruh sağlığının bozulduğu da belirtildiğinden bu hususta Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kurulundan rapor alındıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken gönüllü vazgeçme koşullarının varlığından bahisle ceza tertibine yer olmadığına karar verilmesi,

Kanuna aykırı, O Yer C. Savcısı ile sanık ve müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
Esas: 2014/9084
Karar: 2017/4127

Tarih: 21.09.2017

TCK 110. Madde
Etkin Pişmanlık

Mağdure vekilinin, sanıklar ile suça sürüklenen çocuklar haklarında kurulan hükümlere yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;

Kayden 12.06.1996 doğumlu olup kovuşturma evresinde ifadesinin alındığı 11.09.2012 tarihli duruşmada onyedi yaşı içerisinde bulunan mağdurenin, vekil huzurunda verdiği ifadesinde sadece sanık …‘tan şikayetçi olduğunu ve bu sanık yönünden davaya katılmak istediğini, diğer sanıklar ile suça sürüklenen çocuklar haklarında şikayetçi olmadığını beyan etmesi karşısında, yaş küçüklüğü sebebiyle tayin edilen vekilin suça sürüklenen çocuklar haklarında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve sanık Özgür hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma; sanık … hakkında çocuğun basit cinsel istismarı suçlarından kurulan hükümleri temyize hakkı bulunmadığından, vaki temyiz isteminin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,

Sanık … hakkında çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün incelenmesinde;

Hükümden sonra 5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesiyle ilgili olarak 24.11.2015 tarihli, 29542 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı ilamıyla verilen iptal kararının infaz aşamasında nazara alınması mümkün görülmüştür.

Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, sanık … müdafiin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

Sanık … hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün temyiz incelemesine gelince;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Tüm dosya kapsamına göre sanığın, olay günü hürriyetinden yoksun kıldığı mağdurenin şahsına herhangi bir zarar vermeksizin kendiliğinden serbest bıraktığının anlaşılması karşısında, hakkında koşulları oluştuğu halde 5237 Sayılı TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin tatbik edilmemesi suretiyle fazla ceza tayini,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık … müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ

Esas: 2013/28921
Karar: 2016/1732

Tarih: 03.03.2016

TCK 110. Madde
Etkin Pişmanlık

I- ) Sanıklar …, hakkında yakınan …‘a yönelik yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, sanık K. hakkında yakınan …‘a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Yasa koyucu cezalandırma yetkisini kullanırken hangi eylemleri suç sayacağını, bunu hangi durum ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılayacağını belirleme yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetkiyi suç ve ceza arasındaki adil dengenin korunmasını öngören cezanın, cezalandırmada güdülen amacı gerçekleştirmeye elverişli olması, insanlık haysiyetine aykırı ve zalimane olmaması gibi hususları da dikkate almak zorundadır.

O halde suçun toplum yaşantısında yarattığı sonuç, failin, suçtan zarar görenin maddi ve manevi zarar azlığı ve çokluğu da bu konuda etkindir. TCK’nın 148, 149. maddelerinde düzenlenen yağma suçlarında aynı Kanun’un 150/2 maddesinin uygulanabilirliği bu bağlamda değerlendirilmelidir.

Somut olayda; sanıklar …, …, …‘ün, yakınan …‘ı darp ederk cebinde bulunan 400.-TL’yi almaları şeklinde gelişen eylemlerinde, sanıklar hakkında yağma suçunda şartları oluşmadığı halde TCK’nın 150/2.maddesinin uygulanması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre suçların sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede, usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanıkların, hapis cezalarının infazı tamamlanıncaya kadar TCK’nın 53 /1-a-b-c-d-e maddesinde yazılı hakları kullanmaktan yoksun bırakılmalarına; ancak, TCK’nın 53/3. maddesi uyarınca koşullu salıverildiği takdirde, kendi altsoyları üzerinde TCK’nın 53/1-c bendinde sayılan hakları kullanmaktan yoksunluklarının sona erdirilmesine karar verilmiş ise de; 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 Esas ve Karar sayılı kararı ile TCK’nın 53/1-b maddesinde yazılı, “seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” ibaresinin iptal edilmiş olması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve savunmanı ile sanık … ve sanıklar …, … ve … savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeple isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından TCK’nın 53. maddenin uygulanmasına dair bölüm çıkarılarak yerine, “Sanıkların, kasten işlemiş oldukları suç için hapis cezasıyla mahkumiyetlerinin yasal sonucu olarak, TCK’nın 53/1. maddesinin uygulanması yönünden, ( a, c, d ve e ) bentleri ile ( b ) bendinde yazılı seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmalarına; aynı Kanunun 53/2. maddesinin uygulanması açısından, 53/1.maddesinin ( a, c, d ve e ) bentleri ile ( b ) bendinde yazılı seçme ve diğer siyasi hakları ve aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca, ( c ) bendinde yazılı kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini mahkum oldukları hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar kullanamamalarına” cümlesinin yazılması suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

II- ) Sanıklar …, hakkında yakınan …‘a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, sanık … hakkında yakınan …‘a yönelik yağma, yakınan …‘a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

5237 Sayılı suça iştirak, faillik ve şeriklik ayrımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme, şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir. TCK’nın 37. maddesinde müşterek faillik, yardım etme ise aynı Kanun’un 39. maddesinde düzenlenirken azmettirme ise aynı Kanun’un 38. maddesinde yer almaktadır.

TCK’nın 38. maddesindeTCK’nın 38. maddesinde yer alan azmettirme, suç işleme düşünce ve kastı bulunmayan bir kimseye suç işleme kararı verdirilmesi suretiyle bir suçun işlenmesi halidir. Bunun için üç ana unsur vardır. Bunlar:

a- )Suçun işlenmesinden önce suç işleme düşünce ve kararı olmayana suç işleme kararı verdirme,

b- )Azmettirilenin suçun yapıcı davranışlarına başlamış olması,

c- )Azmettiren, azmettirilenin işlediği suçun cezasıyla sınırlandırılmasıdır.

Buna göre, azmettirilen, azmettirenin istediği suçun yanında, azmettirenin iradesi dışında bir suç daha işlemiş ise azmettiren bundan sorumlu olmayacaktır.

Somut olaya gelince, sanık …‘in, diğer sanıklar …, … ve …‘ü yakınan İbrahim ve olay günü tesadüfen yanında olan yakınan …‘ı götürüp hürriyetinden yoksun bıraktıkları, yakınan İbrahim’i ani bir kastla bu aşamada darp edip cebinde bulunan 400 TL’yi almaları şeklinde gelişen olayda; sanık …‘in diğer sanıkları yakınan İbrahim’e yönelik yağma, yakınan …‘a yönelik hürriyetinden yoksun kılma suçlarına ne şekilde azmettirdiği ve/veya sorumlu tutulduğu kesin ve inandırıcı delillerle tartışılıp açıklanmadan yazılı şekilde karar verilmesi,

2- ) Sanıklar …, ‘ün yakınan …‘ı bu suç sebebiyle soruşturma başlamadan önce şahsına zarar dokunmaksızın kendiliğinden serbest bıraktıklarının anlaşılması karşısında, sanıklar hakkında yakınan…‘a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden TCK’nın 110. maddesiyle uygulama yapılmaması,

3- ) 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 Esas ve Karar sayılı kararı ile TCK’nın 53. maddesinde değişiklik yapıldığından yeniden takdiri lüzumu,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve savunmanı ile sanık … ve sanıklar …, savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeple tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 03.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ

Esas: 2013/3544
Karar: 2014/13814

Tarih: 04.12.2014

TCK 110. Madde
Etkin Pişmanlık

Sanık O. hakkında özel işaret ve kıyafetleri usulsüz kullanma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde;

Delillerle iddia ve savunma, duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, sanık müdafiin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına,

Sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Mağdurenin beyanlarına, sanıkların savunmalarına ve dosya kapsamına göre; sanıkların üzerlerine atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu cinsel amaçla gerçekleştirdiklerinin sabit olmadığı halde haklarında TCK.nın 109/5. maddesinin uygulanarak fazla ceza tayini,

Dosya kapsamına göre; mağdurenin, sanığın arkadaşlığını kabul edeceğini söyleyip sanığı ikna etmesi üzerine, sanığın mağdureyi serbest bıraktığı eylemde, Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 05.06.2012 gün 2011/6-419 Esas, 2012/216 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, istenen amaca ulaşılmasından sonra mağdurun serbest bırakılması halinde, sanık hakkında TCK.nın “Etkin pişmanlık” başlığı altında düzenlenen 110. maddesinin uygulanmasının Kanunun ruhu ve amacına, suçla korunan hukuki değerlere, adalet ve hakkaniyet kurallarına da uygun düşmeyeceği, bu itibarla TCK.nın 110. maddesinin uygulanma koşulları bulunmadığı halde bu maddenin uygulanması suretiyle eksik ceza tayini,

Sonuç: Kanuna aykırı, sanıklar müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK.nın 321, 326. maddeleri uyarınca sanığın ceza miktarı itibarıyla kazanılmış hakkı saklı kalmak kaydıyla bozulmasına, 04.12.2014 tarihinde oybirliğiyle, karar verildi.

YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ

Esas: 2011/21389
Karar: 2014/14121

Tarih: 08.07.2014

TCK 110. Madde
Etkin Pişmanlık

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; özgürlüğü kısıtlama suçunun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Oluş ve dosya içeriğine göre; sanıklar S. A., M. A. ve İ. T.’ın uzun süredir kendilerinden kaçan yakınan İ. C.’a ait olduğunu öğrendikleri iş yerine alacaklarını zorla tahsil etmek için geldiklerinde, adı geçen yakınanın iş yeri ortağı olan yakınan Z. I.’ın cep telefonunun çalması üzerine, görüşmesini engellemek için sanıklardan S. A.’in yakınanın elinden zorla çekip alıp işyerinde bulunan soğuk hava deposuna kilitledikleri, daha sonra iş yerinden aldıkları şarküteri ürünleriyle ayrılırken sanıkların yakınan ile yaptıkları görüşme sırasında yakınan zorla elinden alınan telefonunu geri isteyince, sanıkların “polislik yapmayacaksın, alacağını İ.’den alacaksın sende bizim gibi alacağını kurtar” diye cevap verdikleri, sanıkların aşamalarda atılı suçu kabul etmediklerinin anlaşılması karşısında, sanıkların yakınan Z. I.’tan zorla alınan cep telefonunun, sanıkların işyerinden ayrılırken iade edip etmedikleri yakınan ve tanık ifadeleriyle belirlenip, gsm kayıtlarından da araştırılıp sonucuna göre duraksamasız olarak saptanmadan eksik inceleme ile yetinilip, yeterli ve yerinde olmayan gerekçe ile sanıklar hakkında yağma suçundan beraatlerine karar verilmesi,

2- Oluş ve dosya içeriğine göre;

  1. a) Sanıkların yakınanlar C. B. ve Z. I.’ı kasten yaraladıktan sonra iş yerinde misafir olarak bulunan yakınan A. E.’u da zorla soğuk hava deposuna kilitleyip özgürlüklerini kısıtlamaları şeklinde gerçekleşen eylemlerinde, yakınanların sanıklara karşı tahrik oluşturacak şekilde bir fiillerinin bulunmadığı gözetilmeden, sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nın 29. maddesi ile uygulama yapılması,
  2. b) Sürekli olarak alacaklılarından kaçan ve sanıkların uzun süredir senede bağlanan alacaklarını alamadıkları, yakınan İ. C.’un borcunu ödememesinin özgürlüğü kısıtlama suçunda 5237 sayılı Yasanın 29. maddesinde ön görülen tahrik hükümlerinin uygulama olanağının bulunmadığı dikkate alınmadan, yazılı şekilde uygulama yapılarak sanıklar hakkında eksik ceza tayini,

3- Dosya içeriğine göre; yakınanlar A. E., İ. C., Z. I. ve C. B.’un soruşturmadaki anlatımlarında sanıkların kendilerini dövdüklerini açıkladıkları, yakınanlar İ. ve Z.’nin (7) gün iş ve güçten kalacak şekilde yaralandıklarına ilişkin doktor raporlarının bulunduğunun anlaşılması karşısında; sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nın 110. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasındaki “..mağdurun şahsına dokunmaksızın…” şeklindeki koşulun gerçekleşmediği gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılması suretiyle eksik ceza tayini,

4- Kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkumiyetin sonucu olarak sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, O yer Cumhuriyet Savcısı ile sanıklar S. A., M. A., İ. T. savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi bozulmasına, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 326/son maddesi uyarınca sanıklar hakkında yakınan İ. C.’a yönelik özgürlüğü kısıtlama suçundan hükmolunan cezaların süresi, tür ve miktarı bakımından kazanılmış haklarının korunmasına, 08.07.2014 tarihinde oybirliğiyle, karar verildi.

YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ

Esas: 2011/16958
Karar: 2014/2345

Tarih: 18.02.2014

TCK 110. Madde
Etkin Pişmanlık

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Sanığın E. T. isimli bayanla arkadaşlığının olduğu, sanık hakkında bu bayanı zorla kaçırdığından bahisle soruşturma açıldığı, sanığın da bu bayanla duygusal ilişkisi olan yakınandan bayanın kötü ahlaklı olduğunu söyleyerek, kendisi için şahitlik yapmasını istediği, yakınanın bu teklifi kabul ettiği ama sanığa göre çelişkili davranması nedeniyle sanığın suç tarihinde yanında 2 kişiyle birlikte araçla gelip, yakınanı evinden alıp yaklaşık 3 km kadar tenha bir yere götürüp silah zoruyla ve tehditle suça konu 2 adet senedi imzalattırdığı ve lehine ifade verdikten sonra senetleri iade edeceğini söylediği, daha sonra yakınanın kendisinden bu eylem nedeniyle şikayetçi olmasından sonra sanığın yakınanı arayıp buluştuğu ve suça konu senetleri yırtarak iade ettiği sırada polislerce yakalandığının anlaşılması karşısında, suç vasfının tayininde hataya düşülerek sanığın eyleminin yağma suçu oluşturmasına rağmen yazılı şekilde karar verilmesi,

2- Sanığın yakınanı araca bindirip yaklaşık 3 km gittikten sonra tenha bir yerde silah zoruyla ve tehditle suça konu 2 adet senedi imzalattırdıktan sonra yakınanın şahsına zarar vermeden evine bıraktığının anlaşılması karşısında, sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı TCK’nın 110. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

3- Kasten işlemiş olduğu suçlar için hapis cezasıyla mahkûmiyetin yasal sonucu olarak sanığın, 5237 sayılı TCK’nın 53/1. maddesinin (a), (b), (c), (d), (e) bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkûm olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanık V. Ö. savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, sanık hakkında 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddesinin gözetilmesine, 18.02.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.

 

YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ

Esas: 2009/1047
Karar: 2009/5306 
Tarih: 06.04.2009

TCK 110. Madde
Etkin Pişmanlık

Yokluğunda verilen kararın sanıklar müdafiine tebliğ edilmediği, bu nedenle müdafiin ıttıla üzerine yaptığı temyiz süresinde kabul edilerek, yerel mahkemenin sanıklar müdafiinin temyiz talebinin reddine ilişkin 3.7.2008 gün ve 2006/520 esas 2007/845 sayılı ek kararı, oybirliği ile kaldırılarak hükmün esasına ilişkin yapılan incelemede;

1- Mağdurlar Y. B. ile N. N. B. duruşmada dinlenip beyanları arasındaki çelişki giderilerek ve mağdur Y.’ın hazırlık beyanında kendisine kaçırıldığını söylediğini iddia ettiği Söke Devlet hastanesinde görevli hasta bakıcının kimliği tespit edip dinlenerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Uygulamaya göre de;

Sanıkların, soruşturmaya başlanmasından önce mağdurun şahsına zarar vermeden kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakmış olmaları dikkate alınarak etkin pişmanlığı düzenleyen 5237 sayılı TCK.nun 110. maddesinin uygulanma olasılığının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı ( BOZULMASINA ) , bozma nedenine göre sanıklar hakkındaki ( İNFAZIN DURDURULMASINA ) , sanık H. E.’ün TAHLİYESİNE, başka suçtan tutuklu ya da hükümlü olmadığı takdirde derhal salıverilmesinin mahalline tel ile bildirilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, 06.04.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

1-Yorumlu uygulamalı Türk Ceza Kanunu- YAŞAR,GÖKCAN ,ARTUÇ- cilt 3 sf.3723
2- TCK gerekçesi
3- MÜHF – HAD, Prof. Dr. Bülent TAHİROĞLU’na Armağan- Zafer İçer –sf. 774
4- MÜHF – HAD, Prof. Dr. Bülent TAHİROĞLU’na Armağan- Zafer İçer –sf. 790
5-Yargıtay kararları kaynak : https://karararama.yargitay.gov.tr/YargitayBilgiBankasiIstemciWeb/

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN

Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
En eski
En yeni
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüleyin

- YASAL UYARI -

yasal-uyari

MCT Hukuk Bürosu, sitede yer alan tüm bilgilerin, zaman içerisinde gelişim ve değişim gösterecek olan güncel hukuk sistemimize uyarlanacağına dair hiçbir garanti vermemektedir. Hukuki makalelerde yer alan bilgilerin dayandığı kanun hükümleri ve yargısal uygulamalar zaman içerisinde değişiklik göstermesi ihtimal dahilinde ve kaçınılmaz olup, ihtiyaç halinde yapılabilecek en doğru davranış, avukatınız ile birebir görüşmek ve destek almaktır. Bu anlamda tarafımızca hiçbir hukuki mesuliyet kabul edilmemektedir. Sitemizde yer alan bilgiler, mesleki dayanışma kapsamında meslektaşlar tarafından kullanılabilir. Ancak bu sitedeki yayınların haber sitesi vb. internet sitelerinde kullanılabilmesi için yayının alınmış olduğu kaynak açıkça gösterilmeli veya bu internet sitesine link verilmek suretiyle (backlink) kaynağa atıf yapılmalıdır; bu şartların sağlanmış olması halinde ayrıca MCT Hukuk Bürosu yetkililerinden izin alınmış olması gerekmemektedir.

KİTABIMIZ YAYINDA

OLAĞANÜSTÜ HAL HUKUKU