Türk Borçlar Kanunu’nda Kira İlişkisinin Devri

Türk Borçlar Kanunu Kapsamında Kira İlişkisinin Devri: Şartları, Sonuçları ve Yargıtay Uygulamaları

 

Günümüzde gayrimenkul hukukunun en çok tartışılan ve hem mülk sahiplerini hem de kiracıları yakından ilgilendiren konularının başında kira sözleşmelerinin el değiştirmesi gelir. Türk Borçlar Kanunu‘nun (TBK) 323. maddesi ile yasal bir çerçeveye oturtulan Kira İlişkisinin Devri, yalnızca basit bir borcun veya alacağın devredilmesi işlemi değildir; sözleşmenin bir bütün olarak, tüm hak ve yükümlülükleriyle birlikte üçüncü bir kişiye aktarılmasıdır.

 

Kira İlişkisinin Devri
Kira İlişkisinin Devri

 

Bu detaylı makalede, Kira İlişkisinin Devri konusunu hukuki niteliği, kanuni şartları, işyeri ve konut kiralarındaki farklılıkları, mülk sahibinin rıza verme zorunluluğu ve yargı kararları ışığında, kapsamlı bir biçimde inceleyeceğiz.

Kira İlişkisinin Devri Kavramı ve Hukuki Niteliği

Hukuk sistemimizde borç ilişkisi, alacaklı ile borçlu arasında mevcut olan “sürekli bir çerçeve ilişkisi”, adeta canlı bir “organizma” veya “bir doku” olarak nitelendirilir. Bu ilişki, sadece tek bir alacak hakkından ibaret olmayıp, fesih, geri alma, iptal gibi yenilik doğuran hakları, def’ileri ve fer’i hakları da (faiz, cezai şart vb.) bünyesinde barındırır.

 

Bu bağlamda Kira İlişkisinin Devri, borç ilişkilerinden doğan münferit bir alacağın (örneğin sadece kira bedelinin tahsili hakkının) başkasına devredilmesinden farklıdır. Sözleşmeden doğan borç ilişkileri, bir bütün olarak yaratılmış olduklarından kural olarak devredilemezler; ancak kanunun açıkça izin verdiği durumlarda, tarafların hukuki durumları bir başkasına devredilebilir. TBK Madde 323, işte bu istisnai ve özel devir imkanını yaratan yasal dayanaktır.

 

Eski dönemlere bakıldığında, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunumuzda ve 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun’da bu konu doğrudan ve net bir hak olarak düzenlenmemişti. 6570 sayılı kanun döneminde kiracının kiralananı başkasına devretmesi veya alt kiraya vermesi kural olarak yasaktı. Ancak İsviçre Borçlar Kanunu’nun (m. 263) mehaz alınmasıyla birlikte, 6098 sayılı Yeni Türk Borçlar Kanunumuz, özellikle ticari hayatın gerekliliklerini göz önünde bulundurarak bu devri belirli şartlar altında yasal bir zemine kavuşturmuştur.

 

Devir İşleminin Gerçekleşebilmesi İçin Gerekli Şartlar

 

Hukuken geçerli bir devir işleminden bahsedilebilmesi için kanunun aradığı üç temel şartın kümülatif (birlikte) olarak var olması gerekir:

 

A) Geçerli Bir Kira Sözleşmesinin Varlığı: Öncelikle taraflar arasında işleyen, geçerli bir sözleşme olmalıdır. Zira sona ermiş, feshedilmiş veya hukuken geçersiz (batıl) hale gelmiş kira sözleşmelerinin devri, geçerli hale getirilemez; yapılan devir sözleşmesi batıl olur.

 

B) Kiracının Devir Talebi: Kiracının, sözleşmeye üçüncü bir kişinin “kiracı sıfatıyla” katılmasına yönelik açık bir talebi olmalıdır. Üçüncü kişi, ancak bu devir istemi ve sözleşme kurgusu sayesinde kiracının hukuki statüsüne yerleşebilir.

 

C) Kiraya Verenin Yazılı Rızası: TBK madde 323 çok net bir ifadeyle “Kiracı, kiraya verenin yazılı rızasını almadıkça, kira ilişkisini başkasına devredemez” demektedir. Bu noktada hukuki öğretide ciddi bir tartışma mevcuttur: Bu yazılı rıza bir “geçerlilik şartı” mıdır, yoksa sadece “ispat şartı” mıdır? Bilimsel öğretideki ve Federal Mahkeme kararlarındaki hakim görüşe göre; kanunda aranan yazılı şekil, işlemin geçerliliğinden ziyade bir ispat şartı niteliği taşımaktadır. Nitekim uzun süre mülkünde yeni kiracının oturmasına ses çıkarmayan, ondan düzenli kira ödemesi kabul eden mülk sahibinin, sırf “yazılı rıza belgem yok” diyerek sözleşmenin devrini geçersiz saymaya çalışması Dürüstlük Kuralı (TMK m. 2) ile bağdaşmayacaktır. Yine de uygulamada doğabilecek riskleri sıfırlamak adına, rızanın yazılı belgeye dökülmesi en güvenli yoldur.

 

Konut ve İşyeri Kiralarında Rıza Unsurunun Farkı

 

Kanun koyucu, Kira İlişkisinin Devri konusunda konutlar ile çatılı işyerleri arasında çok keskin bir ayrım yaratmıştır. Bu ayrımın temelinde ticari işletmelerin korunması ve ticari hayatın devamlılığı ilkesi yatar.

 

– Konut Kiralarında Serbesti

 

Konut kiralarında mülk sahibi, sözleşmenin devrine rıza gösterip göstermemekte tamamen özgürdür. Kiraya veren, hiçbir sebep veya gerekçe göstermeksizin devri reddedebilir.

 

– İşyeri Kiralarında Haklı Sebep Zorunluluğu

 

İşyeri (ticari) kiralarında ise durum farklıdır. Kanun metni; “Kiraya veren, işyeri kiralarında haklı sebep olmadıkça bu rızayı vermekten kaçınamaz” şeklinde emredici bir hüküm kurmuştur. Mülk sahibi, dükkanını devretmek isteyen esnafın bu talebini keyfi olarak reddedemez.

 

Kiraya Veren Hangi Durumlarda “Haklı Sebep” İleri Sürebilir?

 

Bir mülk sahibinin devir işlemine rıza vermekten kaçınması, ancak dürüstlük kuralı ışığında değerlendirilecek ciddi ve haklı nedenlere dayanabilir. Bilimsel öğretiye göre bu sebepler objektif veya sübjektif olabilir:

 

  • Ekonomik Nedenler (Ödeme Gücü):Yeni kiracının ödeme gücünün bulunmaması, iflasın eşiğinde olması veya yeterli müşteri potansiyeline sahip olmaması.
  • Mesleki Zafiyet:Yeni kiracının ilgili ticari faaliyeti yürütecek bilgiye, tecrübe eksikliğine veya piyasada kötü bir üne sahip olması.
  • Kullanım Amacının Değişmesi:Yeni kiracının mülkün mevcut yapısını veya kullanım amacını tamamen değiştirecek olması (Örneğin; sakin bir kitabevinin gece kulübüne çevrilmek istenmesi).
  • Husumet ve Rekabet:Yeni kiracı ile mülk sahibi arasında geçmişten gelen bir düşmanlık/husumet bulunması veya yeni kiracının, aynı binadaki diğer alt kiracılarla mülk sahibi aleyhine haksız rekabet edecek olması.
  • Ruhsat Sorunları:Yeni kiracının icra edeceği konu için gerekli resmi izinleri (ruhsatları) alamama ihtimali.

 

Eğer mülk sahibi bu tür haklı bir nedene dayanmadan rıza göstermekten haksız yere kaçınırsa, mevcut kiracı mahkemeye başvurarak rızanın hakim kararıyla verilmesini (hakimin irade beyanı yerine geçmesini) talep edebilir. Ayrıca, haksız ret nedeniyle kiracının uğradığı zararlar varsa, bunların tazmini de gündeme gelebilecektir.

 

Kira İlişkisinin Devri Sonucunda Ortaya Çıkan Hukuki Durum

 

Sözleşme şartlarına uygun ve rızalı bir devir işlemi gerçekleştiğinde, hukuki ilişkide köklü bir “taraf değişikliği” yaşanır. Tarafların hak ve borçları yeniden şekillenir:

 

– Yeni Kiracının Statüsü ve Sorumluluğu:

 

Devir işlemiyle birlikte yeni kiracı, sanki sözleşmeyi mülk sahibiyle en başından beri kendisi imzalamış gibi bir konuma yükselir. Eski kiracının hukuki vaziyetini tümüyle devralır. Yalnızca ileriye dönük değil, “geçmişe etkili olarak” da taraf haline gelir. Bu nedenle yeni kiracı, eski kiracı döneminde ödenmemiş kira bedellerinden veya sözleşme ihlallerinden (örneğin hor kullanma) dolayı mülk sahibine karşı sorumlu tutulabilir. Elbette yeni kiracı bu bedelleri ödedikten sonra, aralarındaki iç ilişki çerçevesinde eski kiracıya rücu edebilir.

 

Ayrıca sözleşmenin içeriği aynı kalır. Kullanım amacı, kira bedeli, sözleşme süresi değişmez, sadece kiracı sıfatı el değiştirmiş olur. Kiracının dükkan içine yaptığı mobilya, makine, tesisat gibi maddi değerlerin yanı sıra, işyerinin “müşteri çevresi” (hava parası, goodwill) gibi maddi olmayan değerleri de devir sözleşmesiyle birlikte yeni kiracıya geçer.

 

– Eski Kiracının Durumu (Müteselsil Sorumluluk):

 

Devir ile birlikte eski kiracı kural olarak sözleşmeden çıkar ve borçlarından kurtulur. Ancak kanun koyucu, işyeri kiralarında mülk sahibini korumak adına çok önemli bir emredici hüküm getirmiştir: Eski kiracı, devralan yeni kiracıyla birlikte kira sözleşmesinin bitimine kadar, her halükarda devir tarihinden itibaren en fazla iki yıl süreyle müteselsilen (zincirleme) sorumlu olmaya devam eder. Yani mülk sahibi, yeni kiracının kirayı ödememesi halinde, 2 yıllık süre dolmamışsa eski kiracının kapısını çalabilir. Öğretide bu 2 yıllık üst sınırın, emredici nitelikte olduğu; tarafların anlaşarak bu süreyi kısaltamayacağı, ancak mülk sahibinin rızası varsa eski kiracının borçtan tamamen ibra edilebileceği (kurtarılabileceği) tartışılmaktadır.

 

–  Kefillerin ve Teminatların Durumu:

 

Kira İlişkisinin Devri söz konusu olduğunda, eski kiracıya kefil olan kişilerin durumu önem kazanır. Devir işlemiyle sözleşmenin asıl borçlusu değiştiği için, kural olarak eski kiracı tarafından verilmiş olan özel güvenceler (örneğin üçüncü kişilerin kefaletleri) aksi kararlaştırılmadıkça kendiliğinden sona erer. Yeni kiracının borçları için eski kefilin sorumluluğu, kefilin özel ve yeni bir yazılı onayı olmadıkça devam etmez.

 

Rızasız (İzinsiz) Devrin Sonuçları ve Yargıtay Uygulamaları

 

Tüm bu kurallara aykırı olarak, mülk sahibinin onayı alınmadan Kira İlişkisinin Devri gerçekleştirilirse ne olur? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun emsal nitelikteki kararlarına (Örn: 2013/1067 E., 2013/364 K. ve 2017/11757 E.) göre; kiraya verenin yazılı rızası olmadıkça kira ilişkisi başkasına devredilemez.

 

Mülk sahibinin rızası veya muvafakati olmadan kiralananı devralan ve kullanmaya başlayan üçüncü kişi, hukuken “fuzuli şagil” (haksız işgalci) konumuna düşer. Bu senaryoda mülk sahibinin çok güçlü hakları doğar:

 

Sözleşmenin Feshi ve Tahliye: Mülk sahibi, TBK madde 316 uyarınca kiracıya süre vererek aykırılığın giderilmesini ihtar edebilir. Aykırılık giderilmezse (yeni kişi çıkmazsa) sözleşmeyi feshedip tahliye davası açabilir. Alternatif olarak doğrudan yeni kişiye (fuzuli şagil) karşı “müdahalenin men’i ve tahliye” davası açılabilir.

 

Ecrimisil (Haksız İşgal Tazminatı) Talebi: Rızasız olarak taşınmazı kullanan üçüncü kişi, mülk sahibinin zenginleşmesine engel olduğu ve mülkü haksız kullandığı için “ecrimisil” ödemekle yükümlü tutulur. Yargıtay, izinsiz devralan kişinin bu süre boyunca taşınmazın kira bedeli veya rayiç bedeli üzerinden hesaplanacak haksız işgal tazminatını ödemesine hükmetmektedir.

 

Kira İlişkisinin Devri İle Taşınmazın Satılması Arasındaki Fark

 

Konunun iyi anlaşılması adına son bir ayrıma değinmek gerekir. Kira İlişkisinin Devri, kiracının yerine bir başkasının geçmesidir. Oysa mülk sahibinin gayrimenkulü bir başkasına satması (ferağ) tamamen farklı bir kurumdur. TBK’ya göre taşınmazın satılması halinde, yeni malik yasa gereği doğrudan doğruya kira sözleşmesinin tarafı olur. Ancak kiracının devrinde rıza ve anlaşma esastır, yasa kendiliğinden devri sağlamaz.

 

Türk Borçlar Kanunu Madde 323 ile düzenlenen Kira İlişkisinin Devri, hem ticari hayatın gereksinimlerine cevap veren hem de mülkiyet hakkını koruyan hassas bir denge üzerine inşa edilmiştir. Konut kiralarında mülk sahibine tanınan mutlak ret hakkı, işyeri kiralarında “haklı sebep” filtresinden geçirilerek esnafın işletme değerini (goodwill) paraya çevirmesine ve ticari hayatına son verirken zarar etmemesine olanak sağlamıştır.

 

Ancak uygulamada mağduriyet yaşanmaması adına, devreden kiracının, devralan yeni adayın ve mülk sahibinin bu süreci mutlaka yazılı mutabakatlarla yürütmesi şarttır. Aksi takdirde, haksız işgal konumuna düşen yeni kiracılar için ağır tazminat (ecrimisil) yükleri doğarken, 2 yıllık müteselsil sorumluluktan haberdar olmayan eski kiracılar ise yıllar sonra sürpriz icra takipleriyle karşılaşma riski taşımaktadır. Sözleşmelerin devri aşamasında, mevcut teminatların, geçmiş borçların ve kullanım amacının şeffaf bir şekilde yazıya dökülmesi hukuki güvenliğin teminatı olacaktır.

 

 

 


Av. Azar GOZALLI

Av. Azar GOZALLI

Kira İlişkisinin Devri konusu ile ilgili bilgi almak için şimdi iletişime geçin!

0312 284 16 61

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN

- YASAL UYARI -

yasal-uyari

MCT Hukuk Bürosu, sitede yer alan tüm bilgilerin, zaman içerisinde gelişim ve değişim gösterecek olan güncel hukuk sistemimize uyarlanacağına dair hiçbir garanti vermemektedir. Hukuki makalelerde yer alan bilgilerin dayandığı kanun hükümleri ve yargısal uygulamalar zaman içerisinde değişiklik göstermesi ihtimal dahilinde ve kaçınılmaz olup, ihtiyaç halinde yapılabilecek en doğru davranış, avukatınız ile birebir görüşmek ve destek almaktır. Bu anlamda tarafımızca hiçbir hukuki mesuliyet kabul edilmemektedir. Sitemizde yer alan bilgiler, mesleki dayanışma kapsamında meslektaşlar tarafından kullanılabilir. Ancak bu sitedeki yayınların haber sitesi vb. internet sitelerinde kullanılabilmesi için yayının alınmış olduğu kaynak açıkça gösterilmeli veya bu internet sitesine link verilmek suretiyle (backlink) kaynağa atıf yapılmalıdır; bu şartların sağlanmış olması halinde ayrıca MCT Hukuk Bürosu yetkililerinden izin alınmış olması gerekmemektedir.

KİTABIMIZ YAYINDA

OLAĞANÜSTÜ HAL HUKUKU